Ana Sayfa | İletişim
cam ekran haber portalı

İnce oyunlar diyarında!


Türklerle Kürtler birarada yaşamak zorunda mı? diye soran medya mahallemizin “cesurculuk” oynayan, ama gerçekte otoriteye sonuna kadar biat eden kaleminin başlattığı tartışmaya “mahalle” düzeyinde değil; metaforik düzeyde katılmasam sözüm eksik kalır.
Zira başlatılan tartışmanın “evlilik/boşanma” metaforuyla yürütüldüğünü görünce ufuk açıcı kadın yazar Christine Delphy’nin “Baş Düşman” isimli kitabındaki “evlilik ve boşanma” bölümüne gönderme yapmam farz oldu.
Delphy özetle diyor ki; “boşanma da evliliğin bir parçasıdır. Boşanan taraf(ki bu genelde baskı gören taraftır ve kadındır) emek piyasasına eşitsiz girer. En az ücret verilen işlere mahkum olurlar. Kadın bu kez çocuklarına tek başına bakmak zorundadır. Ayrılan tarafı güçlendirmeyen hukuk onu yeniden evlenmeye zorlar”... Yani bu metaforik tartışmada boşanma vurgusu bir tehdit içeriyor. Bu nedenle ufuk açıcı, samimi bir tartışma olmaktan uzak.
Gelelim Kürt sorunun “mahalle” haline. Bıraktığım yerden devam edeceğim. Bilindiği üzre yaz ayları Kürtlerin mevsimlik işçi olarak pamuk, fındık toplamak için Karadeniz’e ve diğer bölgelere geçici, zor koşullarda göçme zamanıdır.
Yoksulluğun kriminalize edildiği, yoksulluğun sevilmediği, görülmek istenmediği ama ucuz işgücü mecburiyetinden dolayı onsuz da edilemediği sistemlerde yaşamak, nefes almak zordur.
Geçenler de bir çağrı düştü elektronik postama. Çağrı “Karadeniz Uşakları”ndan. Deniyor ki;  “Son aylarda Karadeniz'de yaşanan ve kamuoyuna yansıyan haberlerden dolayı kaygılıyız. Mevsimlik fındık işçisi olarak yıllardır bölgemize gelen işçilere, Kürt kimliklerinden dolayı ambargo uygulanması iddiaları; Rize'de aynı nedenle işten atılan Kürt işçilerine ilişkin haberler biz Karadenizlileri kaygılandırıyor. Yaratılmaya çalışılan bu düşmanlık havası Karadeniz’in ruhuna aykırıdır. Karadeniz coğrafyası farklı kültürleri ve kimlikleriyle bir kültürler mozaiğidir. Türk, Gürcü, Laz, Çerkez, Ermeni, Hemşinli, Rum...Yeşilin ve mavinin her tonu olmuşuz biz, Karadeniz misali. Hiç kimseye, hiçbir kültüre yabancı olmamış topraklarımız. O yüzdendir ki; Kürt, Türk, Laz her kim olursa olsun ya da hangi dil ve dinden olursa olsun; insanların emeği ve ekmeğiyle oynanmasını asla kabul edemeyiz. “
İmzacılar arasında Şevval Sam, Özcan Alper( Sonbahar filmini izlemeyenler izlesin mutlaka), Yasemin Göksu gibi isimler var. Kazım Koyuncu olsaydı eminim o da imzasını atardı bütün yüreğiyle, Karadeniz’in hırçın çoçuğu olarak. Zaten o dememiş miydi; “Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, hergün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük…”
Yine Giresun’dan haber alan avukat bir arkadaşım il merkezi ve ilçelerinde insanlar arasında konunun tartışma yarattığını, karara uymak istemeyenlerin baskı gördüğünü yazdı.
Mahalle hali çok can sıkıcı. Ama iyi şeyler de olmuyor değil.

Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun