Son Yazıları : | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi | Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri |
Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor?
Hemen cevap vereyim. Hiç önemsemiyor.Onların derdi öncelikle kendi boğazları..Boğazlarına kadar paraya batmış haldeler ama yine de gözleri doymuyor.Savaşları onlar çıkarır,ülkeleri onlar batırır.Meksika Körfezi’ndeki felaketi bile ilk anda fazla umursamadılar.Ancak sızıntının önü alınmayınca paniklediler,panikleri hisse senetlerinin borsalarda sürekli değer yitirmesindendi.Kazanın başından beri körfeze sızan petrol miktarının 600 milyon litreye ulaştığı sanılıyor.Araştırmacıların tahminine göre okyanusa sızan petrol miktarı günde 60 bin varil..Meksika Körfezi’ndeki kirliliğin ortadan kaldırılması büyük bir maliyet getirdi. Şirket kendi kaynaklarından sadece 20 milyar dolar aktarabiliyormuş. Gerisini halklara ödetirler nasılsa..
Petrolü ucuz yoldan çıkarıp, ucuz yoldan pazarlamak bu şirketlerin temel ilkeleri. Türkiye’deki tüm yatırım ve faaliyetlerini değerlendirirken de bunların “ucuzcu” olduklarını unutmamak lazım. Yani adamların derdi, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarıyla Marmara Denizi değil. Ayrıca,”Türkiye’de petrol derinlerde” diye siyah altını çıkarmadıkları yönünde yaygın bir efsane de vardır.
Şimdi gelelim boğazlara..özellikle İstanbul Boğazı’na..Metro kazılarıyla tarihi 8000 yıl geriye giden kentin nehri olan boğazda zarara yol açan büyük kazalar oldu..İndependenta ve Nasya faciaları hem can aldı hem deniz kirliliği yarattı.Bu kazalar unutulmaz.Batan koyun yüklü Rabinyon ve nice kuru yük gemisi boğazın dibinde duruyor. TRT Haber Merkezi’nde görevliyken amonyak yüklü geminin yarattığı tehlikeyi unutamıyorum. Boğazda yüzlerce kaza, “Yine ucuz atlatıldı”, “faciadan döndük”, “Ya patlasaydı” gibi manşetleri geride bırakarak İstanbul’un şans hanesine yazıldı. Gerçekten de İstanbul Boğazı facianın eşiğinden çok döndü. Kılavuz Kaptanlardan; inanılmaz,insanın tüylerini diken diken eden öyküleri çok dinledim.Freni tutmayan bir TIR’ı düşünün!.Boğazdan bu türde çok gemi geçiyor.”İstediğin kadar kıyıda,köşede önlem al,kaza boğazda çoğu zaman geliyorum” diyor.
Peki; Boğaz nasıl bir yer..Altı yıl önce CNN Türk’ün Haber Sitesi’nde yeralan yazımdan bir bölümü burada aktarayım..
BİNBİR TUZAKLI YOLCULUK
Rodoslu Apollonios mitolojide denizci Argonoutların Altın postun peşindeki yolculuklarını bu sözlerle tanımlıyor. Argonoutlar Ege’den başlayan yolculuklarını Karadeniz’in en doğu ucunda noktalar. Bu yolculuk sırasında başlarına gelmeyen kalmaz tabii. Mitoloji bu ya, konuşan kayalar, dilsiz fırtınalar ve canavarlar Argonoutların sürekli peşindedir.
Mitoloji’de bir avuç denizcinin akıntılarla fırtınalarla mücadele ettiği mekan İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi idi. Dünyanın iki büyük doğal suyolunu aştıklarında ise karşılarında hırçın Karadeniz vardı.
Yüzyıl önce küçük takaların, teknelerin geçtiği, boyu 50 metreyi aşan bir gemi geldiğinde bayram ilan edilen Türk boğazlar bölgesi bugün dünyanın en yoğun deniz trafiğine ev sahipliği yapıyor.
1 temmuz 1936’da imzalanan uluslararası Montrö Sözleşmesi ile Çanakale ve İstanbul Boğazları Türk boğazları olarak tanımlanıyor.
Yedi tepeli kentin nehri, İstanbul Boğazı
İstanbul Boğazı birçok keskin dönüşlere, 700 ile bin 500 metre arasında değişen genişliğe sahip ve 31 kilometre uzunluğunda. Gemiler İstanbul Boğazı’nda en az 12 kez yer yer 80 dereceye varan rota değişikliği yapıyor.
Bu dar su yolunda seyir zorluklarının yanı sıra elverişsiz hava şartlarını da hesaba katmak lazım. Kışın, yağmur, kar ve sis gemi geçişlerini güçleştiriyor ve hızı 7-8 mili bulan şiddetli değişken akıntılar. Akdeniz ve Karadeniz’in suları burada birbirini kucaklıyor.
İstanbul Boğazı, 12 milyonu aşan nüfusuyla Yedi Tepeli Kent’i ikiye bölerken Unesco’nun ‘dünya mirası’ listesinde yer alıyor. Gemiler bazen sahile adeta teğet geçiyor, bazılarının dümeni kilitleniyor, ya yalılara ya da sahil yoluna çarpıyor. Transit geçen gemilerin yanı sıra günlük tekne ve vapur hareketinin sayısı 2 bin 500’ü aşıyor.
Çanakkale Boğazı’nın çevresinde bu kadar yoğunlukta bir nüfus yok. Ancak 70 kilometre uzunluğundaki boğaz coğrafik olarak İstanbul Boğazı ile aynı özellikleri taşıyor.
Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri
İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi’ni kullanan yük ve yolcu gemisinin sayısı yılda 50 bini buluyor ve bu sayı her geçen yıl artıyor. Özellikle İstanbul Boğazı aşırı yoğun deniz trafiği nedeniyle ciddi risklerle karşı karşıya.”yazının bir bölümü böyleydi.
Şimdi son sayılara gelelim. Geçen yıl İstanbul Boğazı’ndan geçen gemi sayısı 51 422...Çanakkale Boğazı’ndan geçen gemi sayısı ise 49 453…Geçen her beş gemiden birinde ya tehlikeli kargo var, ya da ham petrol.
İstanbul Boğazı’ndan geçen petrol tankerleri ve diğer tehlikeli yük taşıyan gemilerin sayısı son yedi yılda yüzde 90 arttı. Tehlikeli yük miktarı da aynı dönemde yüzde 125 artışla 135 milyon tona ulaştı.
Türkiye boğazlarda gemi trafiğini düzenleyen tüzüğü 1994 yılında değiştirdi. Tıpkı karayollarındaki gibi çift yön uygulaması başladı.Gemi seyirleri belirli bir düzen içine alındı.
Tehlikeli yük taşıyan geminin hemen arkasında başka bir geminin geçiş yapmasına izin verilmedi
TÜRKİYE KARARLI OLMALI
1 Temmuz 2003 tarihi, boğaz trafik düzeni için bir devrimin başlangıcıydı. Radar Gözetim Sistemi devredeydi artık.Büyük boyutlu kaza o tarihten beri hiç olmadı.teknolojiyle boğazı gözetleyen,karda sisli havada boğazı kapatan,konvoy geçişi uygulayan Türkiye,uluslar arası ticareti engellemeden bir kentin güvenliğini düşünerek aldığı kararları hayata geçirmişti.
Türkiye 1994 ve 2003’deki boğaz geçiş düzenlemelerini yaparken petrol şirketleri Uluslar arası Denizcilik Örgütü’nde(İMO)ve başta Rusya olmak üzere Avrupa ülkelerinde lobi faaliyetlerine başladılar. Şirketler, tankerlerinin Karadeniz girişinde veya Ahırkapı önlerinde birkaç gün beklemelerine dahi razı değillerdi. Tayfaların kumanyasını,tankerin harcadığı yakıtı bile zarara yazmaya niyetleri yoktu.Gün,saat kaybetmeden petrolün rafinerilere ulaşmasıydı tüm dertleri…Türkiye’yi serbest ticareti engellemekle suçladılar. Sonunda Türkiye Boğaz Tüzüğü ve Radar Sistemini kabul ettirdi.
Türkiye 12 milyonluk tarihi kentini korumak zorunda..Tıpkı 1994 ve 2003 yıllarında yaptığı düzenlemeler gibi kararlı durmalı.
KAZALARA SONRASI İÇİN FON OLUŞTURULMASI BİR KANDIRMACADIR.
” Boğazdan geçelim,kaza olursa bakarız” mantığı ve bununla ilgili düzenlemeler son derece sakıncalı.Kaza olduktan sonra boğazın akıntılı suları ham petrolle kaplandıktan sonra ne faydası olacak böyle bir fon’un?.Fon’da biriken paralarla “temizlik yapılacak” laflarına kanmayalım.Dünyanın süperi, ABD’nin gücü yetmiyor Meksika Körfezi’ndeki rezalet kirliğini temizlemeye..Türkiye ne yapabilir ki..
SAMSUN-CEYHAN’I BEYİNLERİNE ENJEKTE EDELİM
Karadeniz’de artan petrol taşımacılığının tek bir alternatifi var..Samsun-Ceyhan Petrol boru (yanısıra doğalgaz) hattının mutlaka hayata geçirilmesi. Meksika Körfezi felaketi petrol şirketlerini Sırtlan gibi köşeye sıkıştırdı. Artık o köşeden kolay kolay çıkamazlar. Samsun-Ceyhan ilk yıllarda onlara bir maliyet getirecek ama karlarından ayıracakları küçük bir pay bu maliyeti karşılamaya yeterli. Yapılması gereken, UNESCO ve İMO gibi kuruluşları da yanımıza alarak petrol şirketlerinin karşısına dikilmek onları bu projeye destek vermeye çağırmak. Şimdi tam vaktidir
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009




































