Ana Sayfa | İletişim
cam ekran haber portalı

Soysuz bir kenti soylulaştırmak!

Soysuz bir kenti soylulaştırmak!


Hırsızların,orospuların,volici ve kolicilerin mekanı..Çingenelerin, kentin sahiplenmediği etniklerin mekanı..Kaybedenlerin mekanı…Yedi tepeli kentin böyle tanımlanan bazı semtlerini herhalde duymuş,görmüş veya okumuşsunuzdur.(Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri buralardan çıkar!)..yukarıda saydıklarım en uçta olanları..bir de düşük ücretle çalışanlar,gündelikçiler,memurlar ve işçiler var..

 Dünyanın akıllısı! bazı uzmanlar, günlük nafakasının peşindeki insanları,”Kentin günü ve gecesini  yaşayan, yarınını düşünmeyen yığınlar”  olarak tanımlıyor. Bu yığınlar  kentin soysuzları oluyor. Bir de soylular var..az soylusu,orta soylusu,çok soylusu! Uydurma, devşirme bir yığın bu. Eline geçen paranın azalması ve çoğalması, kentin soylular kervanına bir yerinden katılmanın ölçüsü..Paran varsa,buradasın..paran yoksa ötekisin!..Semtler tarihleri,renkleri ve dilleriyle değil  paranın ölçü olduğu bir sistemle tapulanır,pazarlanır ve bilinir.

 İstanbul 1970’li yıllardan beri sosyal değişimlerin hızla gerçekleştiği bir değirmendir adeta.İnsanları öğütür,oradan oraya savurur..Yani kentin en eski yerleşim yerlerinde oturan bir soysuz!,ana baba hatta dede mekanı semtinden bir anda uzaklaştırılır,kente yeni eklenen varoşlarda soluğu alıverir. Soylulaştırma, bir nevi kibarlaştırma,jantileşme..Orta ve üst sınıfların,dar gelirlilerin yaşadığı kent merkezlerindeki semtlere yerleşme süreci.. Soylulaştırma devlet zoruyla olabildiği gibi kentin iç dinamiklerine bağlı sosyo-ekonomik şartlar da bu değişimi getirebilir. İstanbul uzmanlarına göre,kentte 25 yıldır hızlanan bir soylulaştırma süreci yaşanıyor. 1980’lerde boğaz kıyılarındaki bazı semtler,90’larda Cihangir ve Galata,2000’lerde Haliç,içinde bulunduğumuz dönemde ise Tarlabaşı,Tophane ve Sulukule…

  KENTSEL DÖNÜŞÜM

 Soysuzların yaşadığı semtlerdeki eski yapılara yıllarca çivi bile çaktırılmadı. Sokaklar bakımsız bırakıldı, Tarihi ahşap konakların, işleme kesme taşlı evlerin arasına garip garip apartmanlar eklendi. Ahşap konaklar,köşkler yakıldı. Tünel kazıp açmanın ancak 2000’li yıllarda keşfedildiği İstanbul’da eski parkların ve tarihi alanların üzerinden bulvarlar, silindir gibi geçirildi. Sonra gün geldi, “Burayı boşaltıyorsunuz veya evinizi satıyorsunuz” dendi.

  Bu yöntem kibarca “Kentsel Dönüşüm”olarak  tanımlanıyor.

  Deprem Kuşağına göbeğinden bağlı bu kentin birbirine sıkıca bağlı tarihi semtlerini aslına uygun korumak ancak turizm amaçlı ise hayata geçiyor..,Deniz kumlu binalarının bir an önce yıkılması düşünülmüyor bile..O zaman Kentsel Dönüşüm de bir mavradan öteye geçemiyor.

  300’ncü kuruluş yıldönümü sırasında Rusya’nın önemli kentlerinden Petersburg’a gitmiştim. Sovyetler döneminde adı  Leningrad olan kent,Rusya’nın Venedik’i olarak tanımlanır. Bize kentin tarihi yerlerini,saraylarını,müzelerini gezdirdiler. Kent muhteşem görünüyordu veya  biz öyle sanıyorduk. Tanıştığımız Azeri bir gazeteci sayesinde kente yapılan makyajın farkına vardık. Kentin arka sokaklarında Dostoyevski’nin gerçek Petersburg’u ile karşılaştık. Geniş vitrinli caddelerin arkasında,sefaletin hakim olduğu,pezevenklerin,hapçıların,alkoliklerin gezdiği pislikten geçilmeyen sokak arkalarıyla karşılaştık.

  Kent belediyesinin parasızlıktan inim inim inlediğini,göstermelik makyajla  turist çekebilmenin hesabına  çeşitli organizasyonlar uydurduğunu öğrendik.

  Ben kent yönetiminin başarılı olmasını arzu ettim.Çünkü böyle bir kentin dünya mirasında önemli yeri olduğunu düşünmüştüm. Gerçekten  Rus yöneticiler,işin peşini bırakmamışlar,kenti aslında uygun sokak sokak onarmaya altyapısını,binalarını kurtarmaya devam etmişler.Orada çalışan arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre daha çok yol alınması gerekiyormuş.

   BAŞKA İSTANBUL YOK

 Dünyada eski kentleri bir yaldızlaştırma,yüksek yüksek tepelere gökdelenler yapma modası var..geçmişi 8000 yıl önceye giden İstanbul'da bu küresel saldırıdan etkileniyor.

  Dubai balonu uluslararası finans oligarşisinin ipliğini pazara çıkardı.Beklenen karları elde edemediler,çöle gömülen paraların hesabını şimdi birbirlerinden soruyorlar. Dubai çöle doldurulmuş bir beton yığını..İstanbul ise Dubai değil,tarihi bir kent..Ne yazık ki Merkezi kentin biraz uzakları mesela Maslak;  gökdelen cehennemine dönerken,Dubai gibi daltaban yerler örnek gösterilmişti.

  Soylu-soysuz ayırımı mimari bir kaygıyla mı dile getirilmiş? Bilmiyorum..Parkları,caddeleri,semtleri,paranın değer biçtiği bir asaletle yaşamak istemiyorum.. Soylu muyum? Soylu olmanın neresindeyim?  Bilmiyorum.. Ama soysuzlarla yaşamak hayatı paylaşmanın gerçek tadı oluyor,bunu çok iyi biliyorum kardeşim..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın sitede yer alan tüm yazıları


Foto Galeri

Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun