Son Yazıları : | Bir Bono vardı; çek -senet oldu! | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi |
Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş"
2002 YILINDA Türkiye A Milli Futbol Takımı, Dünya üçüncüsü olduğu zaman İstanbul’un anlı şanlı futbol basını, O’nun başarısını gölgelemek için elinden geleni yaptı.
“Avrupa takımlarıyla oynamadık”, “Futbolculara hakim değil”,”İnsiyatif koymuyor, oyunu okuyamıyor” türünden yorumlar dün gibi aklımda. Türkiye neredeyse yarım asır sonra katıldığı dev organizasyonda Dünya Üçüncüsü olunca bu kişilerin yüzleri hiç kızarmadı Bu kez duruşunu ve kıyafetini dile dolayanlar oldu.
Futbol tarihimizde ilk olan bir başarıya imza atmıştı ama Milli Takımdan gönderildi.
“Haksızlığa uğradım” diye fazla bağırmadı, ortalığı ayağa kaldırmadı. Güney Kore yollarına düştü. Uzak ülkede, futbolu adam gibi sevenlerin diyarında başarılı oldu. Koreliler O’na Trabzon’daki altın yıllarını aratmadı, bağrına bastı.
Kalesini yıllarca koruduğu,Teknik Direktörlüğünü yaptığı Trabzonspor ise artık eskisi gibi değildi. Başarısız yabancı futbolcu ve hocaların hızla gelip geçtiği bir Futbol Kulübü haline gelmişti. Trabzonspor tesisleri,,yabancılar için altı aylık,bir yıllık konaklama merkeziydi artık. Şampiyonluk 26 yıllık bir rüyaydı,lig şampiyonluğunun Anadolu’daki kupaları, geçmişe duyulan bir özlemin ifadesiydi sadece..
2009-2010 sezonunda da yabancı hoca ile yola çıkıldı,sonuç yine hüsrandı.Gözler unutturulmaya çalışılan Şenol Güneş’e çevrildi..
Ve Trabzon’da Güneş yeniden doğdu.
Şenol Güneş, Trabzon’a ayak bastığında kafasında şampiyonluk, kupalar ve günlük başarılar yoktu. O;geçmişte kente hakim olan eski futbol heyecanını yeniden yakalamanın peşindeydi.
Trabzonspor’un efsane teknik adamları Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer, hocalarıydı Güneş’in. Onlardan yararlandı. Kentte hakim olan Futbol hazinesinin de farkındaydı. Elini bu hazineye soktu,nice cevher ve mücevherin bilgisinden hünerinden yararlanmak için kolları sıvadı.
FUTBOLCU YETİŞTİRME YURDU
Trabzon’a yolunuz düşerse,aklınızdan şunlar geçebilir. 100’den fazla futbol kulübünde, yüzlerce lisanslı futbolcunun olduğu bu kentte meşin top neden bu kadar çok seviliyor?
Dağların sıkıştırıp denize ittiği bu merdivenli tarihi kentte, “Futbol nerede oynanıyor? diye de düşünebilirsiniz... Trabzonlular size fıkra gibi, bir yanıt verebilir…”Futbolu biz icat ettik,top denize uçtu,..İngilizler sahip çıktı!”
Ben meslek hayatımın yedi yılını Trabzon’da TRT Muhabiri olarak geçirdim..Doğu Karadeniz’in, Tv muhabirliği ve yapımcılığıma çok büyük ve önemli katkıları oldu.Orada piştim,kavruldum.
Trabzonspor’un, çok büyük bölümü Trabzonlu gençlerden kurulu şampiyon kadrolarını görenlerden biriyim(içlerinde hiç yabancı futbolcu yoktu)..Şenol Güneş,Hüseyin,Turgay, Dobi Hasan,İskender ve Kemal gibi futbolculara mikrofon uzattım. O tarihlerde füzeci Hami altyapıda yetişmekte olan bir çocuktu.
Trabzon, futbolcu yetiştirme yurduydu adeta..Sadece Trabzonspor’a değil,Türkiye’nin dört bir tarafındaki kulüplere altyapıdan yetişen futbolcuları gönderiyordu.(Unutmayın! Bursaspor’u şampiyon yapan,bir dönem Beşiktaş ve milli takımın gözbebeği Ertuğrul Sağlam’da Trabzonludur)
15 yaşında futbolcu lisansına sahip olan Şenol Güneş’i, 80’li yılların başında tanıdım. Avrupa’nın devlerinden İnter ile oynadıkları bir maçta kafasından yaralanmış,zor şartlara rağmen başı sarılı olarak maçı tamamlamıştı. Kanlı sargısıyla kalede devleşirken,futbol tarihimize inanılmaz bir savunma fotoğrafı armağan etmişti.
BÜYÜKLÜK SADECE ŞAMPİYONLUK VE KUPA DEĞİL
Trabzonspor 2010 yılını Türkiye Kupasıyla kapattı. Ligde beşinciydi.Ligdeki son 90 dakikası, rakibi açısından kader maçıydı. Fenerbahçe mutlaka kazanmalıydı ama olmadı. Fenerbahçe iyi oynadı,Trabzonspor’un bu kez genç Güneş’ini geçemedi. Fenerbahçe’in kaybettiği veya Bursaspor’un şampiyonluğuyla ilgili çok şey yazıldı çizildi. Benim konum bu değil..
Gençlik ve Spor Bayramı’nın kutladığı gün,futbol, iki spor adamının basın toplantısıyla yine gündemin ilk sırasındaydı. Önce Trabzonspor Teknik Direktörü Şenol Güneş’i, sonra Fenerbahçe Kulübü başkanı Aziz Yıldırım’ı ekranlarda izledik.
Şenol Güneş,hem takımı hem futbolumuzla ilgili genel değerlendirmelerde bulunurken,felsefe yaptı,ders verdi.Her futbolseverin şu lafları bir yere yazması gerekiyor diye düşünüyorum;
“Futbolun sonuçlarının peşinden gidersek kendimizi karamsarlığa iteriz. Şartlandığımız konular farklı sonuçlanabilir. Futbol bizim hayatımız değildir, futbol hayatımıza mutluluk veren bir oyundur”
İşte böyle… Futbol sadece bir oyun,seyirlik,neşeli ve felsefesi olan bir oyun.. Sonuçları kestirilemeyen oyun..Şenol Güneş’e göre, 2+2=4 değil futbolda..Oyunun bir diyalektiği var..Sürekli bir değişim içinde, sonuçlar herkesi farklı yerlere götürebilir..
Şenol Güneş,kaybedilen puanlara,maçlara üzülmemiş de, bakın neyi dert etmiş..
“Sadece bir kırmızı kart gördük.Eskişehirspor maçında.. O beni çok üzdü. O da olmasaydı daha iyi olurdu. O’nun dışında fair-play duygusu olan bir takımdık. Seneye daha iyisini yapmaya çalışacağız. Seyir zevki olan bir takım, oyuncuların yeteneklerini gösterebileceği bir ortam yaratmak istiyoruz”
Kimisi işi olan futbolu düşünür,kimisi ille de bir kupa!
Şenol Güneş’in basın toplantısında alçak gönüllülük ve futbol oyununun felsefesi vardı.. Aziz Yıldırım’ın toplantısında ise bir kupa kazanamamanın öfkesi ve büyüklük kurgusu…
“Sadece sen değil Türkiye liglerindeki tüm kulüpler büyüktür.Hele beş parasız futbola destek veren kulüpler daha büyüktür” demedi kimse..
Neyse gelelim futbolculara..Futbol planlı başlayıp ama kendiliğinden gelişen bir oyun.Oyunun kahramanı profesyonel futbolcuların işi zor..Bir keresinde Trabzonspor’un bir çalışmasında samimi olduğum bir futbolcuyla şöyle demiştim. “İşin koşup para kazanmak, çok kolay…” Bana bir krampon giydirdi.”Bu sahayı iki kez git gel.. ister koş.. ister yürü” dedi..Dilim damağım birbirine yapıştı..Yeşil sahalarda 90 dakika koşturan futbol emekçilerinin hayat şartlarının kolay olmadığını anlamıştım.
GÜNEŞ GİBİLERİNİ SÖNDÜRMEYİN.
Ben bir Beşiktaşlı olarak Trabzonspor’un ünlü altyapısıyla Türk Futbolunda eski yerini almasını canı gönülden arzu ediyorum. O bölge bir futbolcu fabrikasıdır. Yabancı hayranları, zaman zaman çarkları durdurur ama yine işlemeye devam eder. Şimdi o çarkların başında Şenol Güneş var.
Parlak,ışıl ışıl,hayat veren bu Güneş’in söndürülmemesini ve unutturulmamasını istiyorum.
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Bir Bono vardı; çek -senet oldu! 09.09.2010
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009



































