Ana Sayfa | İletişim
cam ekran haber portalı

Marmara Denizi ağlıyor

Marmara Denizi ağlıyor

Marmara Denizi’nin gözyaşları sel gibi..Artık olmayan geleceğine ağlıyor. Gözyaşları,kent ve sanayi atıklarıyla dolu bir çöp tenekesine şıp şıp damlıyor.  

 Salya, sümük ağlayan Marmara’nın, gözyaşlarına daha çok jele benzeyen garip bir sıvı da karışıyor. Son yıllarda ortaya çıkan bu madde, balıkçı ağlarına sarılıp su yüzüne çıkıyor,bazen de rüzgarla kıyıya vuruyor.Ne olduğu anlaşılamayan madde,bazı yerlerde ince buz tabakası gibi su yüzeyine yayılıyor.

  Malum, büyük balıkçı tekneleriyle avlanma yasağı 15 Nisan’da başladı. Artık avcılık,12 metreden küçük  teknelerle yapılıyor.Bu teknelerde de serpme,çıkrık gibi küçük ağlar ile oltalara izin var.Marmara Denizi 1 Eylül’e kadar oltacılardan sorulacak.

  Neyse biz gelelim Marmara’daki bir günlük turumuza... 

  Kalamış Marina’dan bir grup arkadaşla sabah erken saatlerde denize açıldık. Doluştuğumuz teknedeki arkadaşların hepsi deniz sevdalısı ve usta balıkçıydı. Amaçları öncelikle yosunlu ve kayalık yerlerde bulunan İzmarit Balığı avlamaktı. İzmarit avı en iyi İlkbahar ve Sonbahar aylarında yapılıyor. Sabah saatlerinden başlayarak geç vakte kadar oltaya gelen İzmaritler, diğer deniz balıklarına göre biraz daha fazla pullu. Arkadaşlarım özenle ayıkladıkları karidesleri üç parçaya bölüp, oltalara takıp denize attılar. Ancak Büyükada ile Sedef Adası arasında avın bereketli geçtiği söylenemez. Diğer teknelerdeki oltacılar da avdan memnun değildi.

   Deniz kirliğinin yanı sıra İzmit Körfezi’ne giren kuru yük gemileri ve tankerlerin sayısı hayli fazlaydı o gün..Ayrıca bu gemi trafiğinde genç sporcular yelkenleriyle Adalar açıklarındaydı.Kış rehavetini atıyorlar, bahar ve yaz müsabakalarının hazırlığı için yelkenleri fora ediyorlardı.

  Ama deniz, eski deniz değildi. Her yıl artan sayıdaki Deniz Anası suların ısınmaya başlamasıyla sürüler halinde deniz yüzeyini kaplamıştı. Büyükada’nın hemen arkasında çöp depolama tesisleri ve Ada faytonlarını çeken atların barındırıldığı ahırlarından yükselen koku, rüzgar ile Marmara’ya yayıyordu.

  BÜYÜKADA’DA ÇÖP YANGINI

 Büyükada’nın Sedef Adası’na bakan bölümünde çöp depolama tesisleri var. Buradan yükselen dumanlar,Adalar belediyesi’nin çöp yakma işlemine hafta sonu da devam ettiğini gösteriyordu. Duman Sedef Adası’nın üzerinde yoğunlaşırken,küçük ada sisler içinde kaybolan bir kara parçasına benziyordu.

Çöp, atıklar, gürültü; artık Marmara Denizi’nin bir parçası haline gelmiş. Ada Vapuru,Sedef’e günün son seferini yaparken,yoğun duman altında iskeleye yanaşmaya çalışıyordu.

 BALIKLAR GÜRÜLTÜYE Mİ GİDİYOR?

 Balıkların göç yolu olan İstanbul Boğazı’nın üstü şıngır mıngırdır. Boğaz,her türlü geminin ya transit geçtiği veya Ahırkapı’da  soluklama mekanına açılan cennet kapısıdır.        

 Dünyanın en işlek doğal su yolu olan boğazın akıntıları,göçmen balıklar için “tam gaz” başka bir denize geçişin, beleş takaları gibidir. Akıntıya binen balık sürüsü soğuktan ılımana,ılımandan soğuğa gider durur.

 Üsküdar ile Eminönü’nü dipten çengelleyen Marmararay inşaatı sürüp giderken,deniz dibinde oradan oraya savrulan balçık ve deniz suyuna karışan kumu görmüyor, ortaya çıkan gürültüyü de duymuyoruz. Ama balıklar hissediyor. Balıkçılara göre,bu durum göçmen balıkların Marmara Denizi’ne geçişini engelliyor. Balık sürülerinin, Üsküdar ve Sarayburnu arasında örülen bir Berlin Duvarı ile karşılaştığını iddia ediyor balıkçılar.

  Zaten Marmaray inşaatı başlamadan önce bazı bilim adamları, boğaz dibi kazılarının balık göçüne engel  olabileceğini söylemişlerdi. Gürültü balık sürülerini kaçırıyorsa vay halimize..İnşaat  gürültüsünden kaçan çeşit çeşit balık,trenler boğaz tünelinden dakika başı vızır vızır geçtiğinde,ne yapacak?.. Denizler arası balık değişimi sekteye uğrarsa bakalım doğa nasıl tepki verecek? 

     TERSANEM VAR TERSANEYE KARŞI..

  Bu ülkenin gelmiş geçmiş tüm hükümetleri ile iş dünyası bir türlü karar veremedi şu İstanbul’un ne olacağına? Turizm ve Kültürün mü, finansın mı, yoksa sanayinin mi merkezi olacak ?

  Anlaşılan o ki, hükümetler ve Finans Oligarşisi,İstanbul’u her şeyin merkezine koyuyor.(üçüncü Köprü bu planın bir parçası)  

   İstanbul’daki Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin  bu kez karşısına yani Yalova yakınlarındaki Altınova beldesi’ne tersane kuruldu..Herkes Tuzla Tersanelerin o bölgeye taşınacağını sanıyordu ama öyle değilmiş.. Altınova tersanelerinde dev tankerler bile imal edilebilecek. Yan kollarıyla bu tersaneler 80 bin kişiye iş imkanı sağlayacak.  

 Tersanelere ve denizcilik sektörünün gelişmesi için yapılan hiçbir iş’e karşı değiliz. Ancak Türkiye bu kadar küçük mü ki her şey Marmara Bölgesi’nde yoğunlaşıyor?İnsan bunu anlayamıyor.Üstelik burası deprem riski en yüksek bölge... 

     Şimdi gelelim önemli olan bir konuya.

    Altınova Tersaneler Bölgesi’nin deniz kıyısı bölümlerinde derinleştirme çalışmaları yapılıyor Hem de devlet eliyle.Devletin vinç ve kepçelerle donatılmış römorkörleri, tersane kıyısında deniz dibinden aldıklarını,Marmara’nın orta yerine bırakıyor. Bunu özel sektör yapsa ağır cezası var.Çünkü bu tür derinleştirme çalışmalarında çıkarılan balçık,karada özel olarak ayrılan bir yere nakledilmek zorunda.(Haliç’deki temizleme çalışmalarını hatırlayın)Bunun da bir maliyeti var,işte devlet ucuza kaçıyor,çıkardığı atığı tekrar denize döküyor..

 Gel de Türkiye’deki bir kaç istisna dışında,kamu ve özel kurumların çevreci olduklarına inan!.. Masal bunlar masal..!

 

 erdilcengiz@gmail.com

 

 

 

   

 

 

Yazarın sitede yer alan tüm yazıları


Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun