Son Yazıları : | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi | Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri |
Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı
2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, heyecanını çabuk kaybetti. Aslında bir heyecanı var mıydı? O da bir tartışma konusu. Bu yılın başında Sütlüce’deki Kongre Merkezi’nde görkemli açılışla Kültür Başkenti etkinlikleri start aldı,kentin bazı meydanlarında sanatçılar halka konser verdi.Sonra bir şeyler saman alevi gibi sönüp gitti. Etkinlikler küçük salonlara, sergi mekanları ile kısıtlı kalıyor. Bir türlü, İstanbul halkını kucaklayamıyor.
2010, Asya’nın öteki ucunda ise farklı bir heyecan yaşatıyor. Bu heyecan Türkiye ile ilgili...2010,Türkiye’de Japonya yılı olarak kutlanıyor. Bu ülkenin kraliyet ailesi, hükümeti ve tüm kurumları, Türkiye’deki tanıtım kampanyalarında etkin rol alıyorlar. İşin içinde ünlü Japon sermayesi de var. Tanıtım kampanyası hazırlığı belki günler süren bir takvime göre yapılıyor. Önce Ankara’da sonra İstanbul’da etkinliklerin tanıtımı yapıldı. İstanbul’da açılış törenine Prens Mikassa da katıldı.
İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde bizim açımızdan bir facianın rolü bulunuyor. Sultan İkinci Abdülhamit’in Japonya’ya ziyaret için gönderdiği Ertuğrul Fırkateyni, bundan 120 yıl önce dönüşü sırasında fırtınaya yakalanmış ve Japon Denizi’nde batmıştı. Bu tarihten sonra Türkiye-Japonya ilişkileri sürekli gelişerek bugünlere ulaştı.
Türkiye’deki Japonlar ve Japon Hükümeti’nin görevlendirdiği uzmanlar yoğun bir çaba içinde...Ülkelerinin müziğini,binlerce yıllık el sanatlarını ve elbette bizde de artık moda olan suşi gibi yemek anlayışını tanıtmak için oradan oraya koşturup duruyorlar.Wadaiko olarak adlandırılan Geleneksel Japon Davul Grubu,bırakın İstanbul’u,Ankara’yı, Çorum’da ve Yozgat’ta bile konserler veriyor. “Japonya Sanatının 5000 Yılı Sergisi” adlı altında Topkapı Sarayı’nda bir sergi açıldı. Sergide,Zırh,kılıç,porselen,Noh maskeleri Samuray sanatları konusunda fikir verirken,İkinci Abdülhamit tarafından dönemin Japon İmparatoru Meji’ye hediye olarak gönderilen,çiçek nakışlı kadife,mor renkli masa örtüsü de sergide yer alıyor.
“Türkiye’de Japonya Yılı” artık dünya markası olmuş Japon otomotiv kuruluşları içinde bir fırsat oldu ki, bunu iyi değerlendiriyorlar. Her etkinlikte ürettikleri son otomobilleri sergiliyorlar. İstanbul’da da kişisel mobilite aracı olarak tasarlanan “I-Real”adı verilen aracı tanıttılar. Tek kişinin kullandığı bu araç, istenirse yürüme hızında, istenirse saatte 30 kilometre hıza çıkabiliyor. Yakın mesafeler için düşünülmüş, üstelik park sorununu minimumu indiriyor.
Japon firmaları yüzde yüz elektrikle çalışan otomobillerini de tanıtıyorlar. Bu araçlar, yıl sonunda satışa sunulacak. Japonlar, öyle ki,kendilerinde olmayan petrol kaynaklarına bağımlılıktan böylece kurtulmayı planlıyorlar .
JAPONLARIN DÜNYA MİRASINA BÜYÜK KATKISI
Türkiye’de Japonya Yılı’nın en büyük etkinliği bence Kırşehir’in Kaman ilçesi yakınlarındaki Kalehöyük’de yürütülen arkeolojik kazılar. Kalehöyük kazıları,1986 yılından beri Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi tarafından yürütülüyor. Japonlar buraya Arkeoloji müzesi kurdular. Bu müzede Tunç ve Bronz Çağı dönemlerine ait eserler sergileniyor. Kazı alanının en az beş uygarlığa mekan olduğu sanılıyor.
Japon Hükümeti,müzede bir de Araştırma Enstitüsü kuruyor. Bölge tarihinin aydınlatılmasına önemli katkılarda bulunacak Araştırma Enstitüsü, Temmuz ayında hizmete açılacak. Japonlar,burada boş durmamışlar yöreye bir de Japon Bahçesi kazandırmışlar. Artık gidip görmenizde fayda var.
Tabii tüm bunlar yapılırken, Türkiye tek kuruş harcamıyor. Bu Japonya’nın, Dünya Kültür Mirası’na bir armağanı. Gel de şu ufak tefek, çalışkan insanlara hayran olma!
TANITIMDAN TANITIMA FARK VAR..
Japonya yılı etkinliklerinde bazı uzmanlarla konuştum. Kültür Başkenti İstanbul’u yeterince tanıtıyor muyuz?, bu işin üstesinden gelebildik mi? gibi sorular sordum. Aldığım yanıt koskoca bir “Hayır” oldu.
“Böyle işlerde öncelikle bir çalışma takvimi hazırlanmalı ve olaya disiplinle yaklaşmadı” dedi bir uzman.. “Çok klişe bir söylem değil mi? bu dedim..,güldü,Japonların bir yıl içinde Türkiye’de ne yapacaklarının gün gün,ay ay belirlendiği takvimi gösterdi. “Bu işler böyle yapılıyor” dedi. Daha sonra etkinliklerdeki görevlendirmenin en ince ayrıntılarıyla planlandığını, görevlilerin saat saat,dakika dakika nerede olacağı belli olduğunu söyledi.
“Bir Japon gibi olmamıza gerek yok, ama iş başlasın.planlama arkadan gelir “ mantığından vazgeçilmesi çağın gereği olduğunu belirten uzmana göre, Öncelikle İstanbul Kültür Başkenti Etkinlik Komitesi ile ilgili bakanlıkların, bu alanda şeffaf olması lazım..Öyle ya, Kültür Başkenti adı altında akaryakıt Fonu’nda biriken paralar ne oldu? bu paralar hangi filmlere,sergilere harcandı?.. Hangi yapılar onarıldı veya onarılıyor? Bir zahmet açıklansın.
Bir de şunu öğrendim Japonlar,Türkiye’deki yalakalık ve kişisel çıkar peşinde koşanlardan çok şikayetçiymiş.Japonlar,sırtlarını sıvazlayanların hiçbir iş yapmadığını görmüşler,üstelik,bazı görevlilerin de kişisel çıkar peşinde olduğunu anlamışlar.Yaşadıkları bu olumsuzlukları devletin üst organlarına dahi iletmişler.
Neyse iki ülkenin yönetim anlayışını anlatan bir fıkra ile yazıyı bitirelim.
Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verilmiş.
Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyor.Türk Takımında ise 2 kişi kürek çekiyor, 3 kişi şeflik,3 kişi müdürlük yapıyor 1 kişi de dümeni kullanıyormuş.
Her iki takımda, performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçmiş.
Büyük gün gelmiş ve iki takımda, kendini hazır hissediyormuş. Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazanmışlar.
Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmış.Türk Şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar vermiş
Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu düzenlenen raporlara göre hata bulunmuş ve çözüm önerisi getirilmiş. Çözüm olarak yönetimdeki düzeni güçlendirmek için 1 genel müdür atanmış, ve sandaldaki ağırlığı dengelemek için kürekçi sayısı da 1 e indirilmiş.
Japonlara yeni bir yarış teklif etme kararı alınmış. 9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılanmış. Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyormuş Türk Takımında ise yeni yapılanma şekli şöyleymiş
1 Genel müdür
3 Bölgesel müdür
3 Dümen şefi
1 Dümenci
1 Kürekçi
İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazanmışlar.
Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçmiş. Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovulmuş,müdürlere ve diğer personele sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verilmiş
İşte böyle gözünü sevdiğimin ülkesi..
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009
Yorumlar
Ne güzel bir fıkra ile özetlenmiş yazı.Japonların çalışkanlığına hayran olmamak mümkün değil. Buna ben de Sydneyde şahidim. Bir de dipnot, artık tarihten gelen bir yakınlıktan mıdır ? Türkler ve Japonlar arasında pozitif bir çekim gücü var.



































