Son Yazıları : | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi | Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri |
Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü
Topkapı Sarayı ne kadar saraydır bilemiyorum..İstanbul’da tarihi yarımadanın büyük bölümünü kaplayan Saray’ı biraz dolaşıp Rus,Fransa,Britanya ve Çin imparatorlarının saraylarını düşününce, bizim ecdadımızın öyle görkemli yapılara,içinde de gösterişe önem vermediğini kolayca fark edebilirsiniz.Osmanlı Hanedanı, Batı benzeri saraylara 1800’lü yılların ortalarından sonra ağırlık verdi ve yeni saraylara taşındı..
Topkapı Sarayı mütevazı haliyle Osmanlı’nın yükselişine, zenginliğine,yönetimdeki adaletine,büyük seferlere tanıklık etmiştir. Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Yıldız Sarayları ise görkemlerine karşılık Osmanlı’nın çöküş döneminin yapılarıdır.(Zenginin fakir mekanda, fakirin zengin mekanda oturması böyle bir şey işte!)
Topkapı Sarayı, basit tanımıyla içinde yaşayanların barınmalarını ve günlük hayatlarını sürdürebilmeleri için akıllıca düzenlenmiş bir yapılar topluluğudur.
Fatih Sultan Mehmet’in temelini attığı Topkapı Sarayı’na, Osmanlı Hanedanı’nın burayı terk ettiği 1860’lı yıllara kadar her gelen Padişah kendi çapında bazı yenilikler getirmiş, yeni eklemeler yapılmıştır.
Saray her şeyden önce Padişah’ın ve O’nun çevresinin mekanı idi. Tüm odalar, toplantı salonları,harem,hamam,mutfak,ahır ve silahhaneler, Hanedan’ın günlük hayatını kolaylaştıran unsurlar göz önüne alınarak düzenlenmişti.
Topkapı Sarayı bize kalan en önemli miraslardan biridir ancak,bu mirası yeterince tanımayan milyonlarca insanımız var.15 milyon nüfuslu İstanbul’un ne kadarı, bu Ata mekanını gördü? Doğrusu merak ediyor insan…
Ama şu da bir gerçek ki, son yıllarda yapılan düzenlemeler,sergilerin açılması,asıl önemlisi burada sergilenen Kaşıkçı Elması etrafında dönen efsaneler, Topkapı Sarayı’na ilgiyi arttırdı.Hem yurt içinden,hem yurt dışından düzenlenen turlarla Topkapı Sarayı artık dolup taşıyor. Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre,İstanbul’da Topkapı Sarayı’nın yanı sıra, Arkeoloji Müzesi ve Ayasofya ile Sultanahmet Camii,Türkiye’nin çok gezilen tarihi mekanları.. Bir haberci olarak Topkapı Sarayı’na defalarca girip gezdiğimi söyleyebilirim. Burada düzenlenen tanıtım ve toplantılara da katıldım.
Nisan ayının güzel bir Pazar günü beni yine Topkapı Sarayı’nın yoluna çıkardı. Peşlerine takıldığım grup, saraydaki onarım ve restorasyon çalışmalarını yürütüyordu ve aralarında teknik eleman olan arkadaşlarım vardı. Bu gezi bana Topkapı Sarayı’nın ziyaretçilere kapalı bazı bölümlerini görmeme de fırsat verdi.
Birbirinden geçilen dört büyük avludan oluşan Topkapı Sarayı’nda, Osmanlı Hazineleri ve Kutsal Emanetlerin sergilendiği bölümler, haliyle en fazla ziyaretçiyi çekiyor.Burada öyle bir düzen kurulmuş ki hızla bir turla,birbirinden değerli taşların,kılıçların,çeşitli objelerin önünden geçiyorsun..
SARAYIN TEK KULESİ
Sarayın ikinci avlusunda yer alan Adalet Kulesi ise ziyaretçilere kapalı. İşte bu gezide kuleye çıkma fırsatım oldu.Adalet Kulesi, Topkapı Sarayı’nın en yüksek mekanı..Padişahlar bu kulenin ilk katındaki perdeli bölümden Divan toplantılarını izlermiş.Dört katlı kuleyi merdivenlerle tırmanıyorsunuz.En üst katta camlarla çevrili bölüme ulaşıyorsunuz.. Hem Saray,Hem İstanbul, 360 derece gözlerinizin önünde..Eyüp’e kadar Haliç,karşıda Kadıköy,eşsiz bir boğaz manzarası ve Galata Kulesi..
Adalet Kulesi’nden İstanbul’un içine edilmiş halini de görüyorsunuz elbette.”Burası iyi ki turistlere kapalı” diye düşünebilirsiniz.Süleymaniye Camii’nde kadar uzanan alanda tarihi yapıların çevresinin gelişi güzel apart kondularla doldurulduğunu görür,şaşırırsınız..Tarihi kentin yağmalanmasına fotoğraflarla görgü tanığı olan turistlerin ne düşünecekleri,hiç şüphesiz bir sır değil..
Geziyi organize eden arkadaşımız Elektrik Mühendisi Hulki Erdem,Topkapı Sarayı’nın çatılarındaki elektrik hatlarına dikkat çekiyor,bunların yangın gibi büyük bir tehlike yol açabileceğini, üstelik çirkin bir görüntü oluşturduğunu söylüyor. Bu kablolar mutlaka korunmalı,yağmur,kar ve rüzgara karşı önlem alınmalıymış.
TOPKAPI SARAYI’IN ZİNDANLARI..
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetmesinden bir süre sonra hanedan için bir yer aramış,burada karar kılmış..Topkapı Sarayı 1460-1478 yılları arasında, Bizans akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik saha üzerinde kurulmuş..Yani sarayın temelinde Bizans taşları,harcı var..
Sarayın üstünde cıvıl cıvıl bir kalabalık turlarken,alt katlarında insanın içini ürperten soğukluğu ve sessizliği hissediyorsunuz.. Merdivenlerden sarayın mahzenlerine ve zindanlara uzanan bir yolculuğu sayılı insanların yaptığını düşünüyor,tarihin az sayıdaki tanıkları arasında yer almanızdan küçük de olsa bir mutluluk duyuyorsunuz.
Sarayda idamların gerçekleştiği kapalı alanlarından birindeyiz.Tepeden sarkan zincir,duvarlarda prangalı mahkumların bağlandığı demir halkalar,kafaların kesildiği kan ve gözyaşının içine işlediği asırlık taşlar.
Ve sarayın Gasilhanesi..Hanedan’ın değil ölen saray görevlilerinin İslami kurallara uygun yıkandığı yer. Ancak bu bölümde Gülhane Parkı’na açılan bir küçük kapı var.Burası da idam edilen mahkumların cesetlerinin atıldığı kapı..İdam edilen mahkuma, yakınları buradan ulaşabiliyormuş..
Bizans’ın zindanları da Osmanlıya miras kalmış.Osmanlı bu zindanları aynen muhafaza ederek kullanmış..Ancak buradaki zindanlar saray ve çevresinde suç işleyenler için kullanılmış.
HAREM
Topkapı Sarayı'nın en önemli bölümlerinden birisi II. ve III. Avlulara girişi olan Harem dairesi. Harem, 16, 17 ve 18. yüzyıllardan çeşitli köşkler, odalar, koğuşlar hamamlar ve hizmet binalarını içeren yapılar topluluğundan oluşuyor. Bence Harem’in en ilginç köşesi Valide Sultan’a ait hamam bölümü..Valide Sultan,suikast ihtimaline karşı bir kafesin içinde yıkanıyormuş.
Topkapı Sarayı’nın Harem bölümü yakınlarda ziyarette açıldı.Ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdikleri yer.Ancak Oryantalizmin etkisinde kalan ziyaretçilerin kafalarındaki, sadece Padişah’ın cinsel hayatı oluyor.Oysa Harem, saray kadınlarının günlük hayatlarını sürdürmeleri için tasarlanmış bir mekandı.Osmanlı tarihçiliğinin duayeni Halil İnalcık’a göre,Enderun, Osmanlı Devleti’nin erkek yöneticilerinin yetiştiği üst düzey bir akademiyse Harem de saray kadınlarının yetiştiği bir okuldu.Ama biliniyor ki Harem,sarayda dönen entrikaların ve dedikoduların da merkeziydi. Avrupalılar ürettikleri çeşitli fantezilerle Osmanlı Haremini aptalca yorumladılar.Şimdi Harem’i gören ziyaretçi,kafasındaki pek çok soru işaretlerinden arınıyor.
Harem’i gezerken çinilerle kaplı bomboş duvarlar görüyorsunuz.Çoğu yerde de yıllar önce yapılmış restorasyon çalışmalarının hataları gözünüze çarpıyor. Yer yer dökülen yaldızlar,kabartmalar var.Bir görevli 20 yıldır Sarayda çalıştığını,onarımların hiç bitmediğini,zaten bitmemesi gerektiğini söylüyor. “Burası büyük bir mekan. Her zaman onarıma ihtiyaç duyuluyor” diyor.
Ancak,” Yabancı müzelerde olduğu gibi eşya ve objeler, aynı mekanda sergilenirse Harem gibi bölümler, daha akılda kalıcı izler bırakır” diye düşünüyorum.
İstanbul’daki saray ve müzeler, ziyaretçilerinden önemli gelir elde ediyorlar.Topkapı Sarayı’nın gelirleri de artıyor.Ancak bu paralar merkezi fona aktarılıyor Oysa kazanılan yine müzelerin onarım,envanter düzenleme ve eğitim faaliyetlerine harcansa ekonomik katkı olarak mutlaka geri döner.Kazanılan kültürel itibar da cabası..
Topkapı Sarayı turumuz öğle saatlerinde başladı akşam bitti. Ayaklarımıza kara sular indi. Ama inanılmaz keyifli bir Pazar günü yaşadık.Hulki Erdem’in marifetiydi bu gezi..Sevgili dostum Hulki,inanılmaz keyifli gezilerin adamıdır.Elimizden tuttu bu kez bizi Saray yolculuğuna çıkarttı..
Unutmayın.., İstanbul’daki müzeler,Bahar aylarında daha bir güzel..Tarihi yarımada, müzeleri ile sizleri de bekliyor..
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009



































