Ana Sayfa | İletişim
cam ekran haber portalı

Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma"

 Gürkan Zengin, “Siyasetin zehirli dili” başlıklı yazısında şöyle yazıyor..”Siyaset dilinin toplumu zehirlediği bir dönemden geçiyoruz. Oysa hayat bu kadar ‘basit’ değil, hayat, bu keskin kutuplaşmaları doğrulayacak bir zeminde  akmıyor.”

  Bizdeki berber sohbeti siyaseti; herkese, her kesime bulaşan bir mikrop gibi toplumu kutuplaştırıyor gerçekten.

  Ama sadece kutuplaştıranların değil kutuplaşanların da suçları var.

  Burada benim de bir çift sözüm olacak.

Haberciliğin getirdiği tecrübeden, yaşadıklarım ve gördüklerinden ve de okuduklarımdan çıkardığım sonuç şu…

  Bu ülke Batılılaşmaya başladığı 200 yıldan beri kimi zaman gürültülü patırtılı, kimi zaman sessizce bir çatışma ortamı içinde ve bunun bir türlü sonu gelmiyor.

  Bazı değerler var ki hayata geçiremiyoruz.

   Ahmet Arif  “Anadolu” başlıklı şiirinin bir yerinde şöyle sesleniyor;

 Öyle yıkma kendini,
 Öyle mahzun, öyle garip...
 Nerede olursan ol,
 İçerde, dışarda, derste, sırada,
 Yürü üstüne - üstüne,
 Tükür yüzüne celladın,
 Fırsatçının, fesatçının, hayının...
 Dayan kitap ile
 Dayan iş ile.
 Tırnak ile, diş ile,
 Umut ile, sevda ile, düş ile
 Dayan rüsva etme beni.

   Şimdi bu dizelerdeki dört sözcüğün altını çiziyorum .. kitap,iş,sevda ve düş..

   TÜRKİYE OKUMUYOR.

   Ülkemizde insanların kitap okuma oranının düşük olduğu milyonlarca kez yazıldı, çizildi. Artık üzerinde durmaya gerek yok. İnsanlar kulaktan dolma bilgilerle, karşısındakinden kaptığı laflarla berber sohbeti siyasetine ortak oluyor.  Çarşıda, pazarda,işyerinde hemen her yerde insanlar sert ifadelerle konuşuyor. Kavga otobüste, minibüste, maçta, velhasıl, iki üç kişiden fazla insanın bulunduğu her yerde artık olağan karşılanıyor.Sloganlar hayatın her alanında egemen.Slogan kolaycılığı getiriyor..Kolaycılık ise çelme takmayı,dedikoduyu,sırtından vurmayı... Binlerce yıllık pusu geleneği şerefli düelloya dönüşemiyor.(Çetin Altan tespiti) Her şey kazanmak,para ve şöhrete endeksli.Memlekette her türlü  etkinlik hatta polisiye operasyonlar bile kalıcı ama içi boş sözcüklerle anlamlandırılmaya çalışılıyor.

 Kitapsız toplum ruhunu bulamıyor. Ruhsuz, sıkıntılı, empati kuramayan yığınlar, sadece oy veren, bağıran, kavga eden kuralsız kitle olarak hayatın akışında yuvarlanıp gidiyor.

 TÜRKİYE İŞ DİSİPLİNİNİ SEVMİYOR

  İşsiz iş peşinde ama işi olan da kaytarmanın derdinde(gerçek proletaryayı bu sınıflamanın dışında tutuyorum. Çünkü köy kültürüyle içsel bağını ya kesmiştir, ya kesmek üzeredir)

  Kadınların tarlada, bahçede çalıştığı erkeklerin kahvehane köşelerinde oturup çene çaldığı bilinen bir gerçektir. Defalarca dile getirilmiştir. “Bugün git yarın gel” bürokrasinin çalışma anlayışını özetler.  Çalışan, ter döken için “keriz” ifadesi belki de sadece bizim argomuzda vardır. Türkiye’de meslek bilinci de yaygın değildir. Pek çoğumuz  yaptığımız işi sevmeyiz.. “ Ah önümde fırsat vardı!.. Şu işe girseydim, şu okulda okusaydım” laflarını çok duyarız.   

  “Örülen duvara saygı duy”  Çinlilerin geleneksel yaşam felsefesinin çok uzağındayız..(belki de Çin’in başarısı bu geleneksel felsefesinde gizli).Herhangi bir  iş,sevilmeyen,beğenilmeyen bir kişi veya grup tarafından yapılmışsa başından itibaren kötü ilan ediyor..Taş üstüne taş koyan,duvara tuğla koyan,risk alıp bir işi başaran takdir edilmiyor.hatta köstek olunuyor.. 

   TÜRKİYE’NİN DÜŞLERİ YOK!

   Bilimi, hayatının ayrılmaz bir parçası haline getirmiş,bilgisayar yazılım ustası Ali Murat Erkorkmaz ile bir röportaj yapmıştım(önümüzdeki günlerde Camekran’da ayrıntılarını yazacağım).  Erkorkmaz, söyleşinin bir yerinde “Türkiye’nin hayal kuran insanlara ihtiyacı var.Eğitim sistemi sadece ezbere dayalı.Bu değişmezse ülkemiz sınıfta kalır” demişti.

   Bu ülkenin düşleriyle direnen,araştıran,risk alan insanlara ihtiyacı var.Yoksa yaratıcı olunmuyor.Yaratmayan kopyacı oluyor,taklitleri üretiyor,karşılarında aşağılık duygusuna kapıldığı insanları taklit ediyor, yani rol yapıyor.Suratında hep bir maskeyle dolaşıyor.

    VE TÜRKİYE SEVDALANMIYOR

   Bir süre önce zengince sayılabilen bir tanıdığım( tanıdık diyorum..dost değil !)…”Uzun yıllar aynı kadını sevemem” gibi bir laf etmişti. Kadını et yığını gibi gören zavallı anlayışın, sürünen temsilcilerinden biriydi.   

   Sevdayı aşağılarken sanki bir filmde kaşlarını çatmış bir aktör gibi rol yapıyordu. Ben içimden “ Sen zaten kimseyi sevemezsin” demiştim. Gerçekten kimseyi sevmiyordu,kendisini bile..

   Bu toplumda böyle insan sayısı ne yazık ki hayli fazla.. Fatih Terim, kavgalı biten bir maç sonrası çok ilginç bir laf etmişti.. “Biz birbirimizi sevmiyoruz” demişti efsane teknik adam.  

   Halbuki sevgi karşılıklı dayanışmanın, anlayışın ve kurallara uymanın ana rotasıdır.

   Bu rotada açılacak yelken sizi eninde sonunda güzelliklere götürür.

   Ama o güzelliklerin önce bilgisine erişmek, sonra düşünü görmek ve o güzelliklere sevdalanmak gerekiyor.

   Türkiye işte bunları yapamıyor..

 

  

 

Yazarın sitede yer alan tüm yazıları


Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun