Son Yazıları : | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi | Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri |
"Üçüncü göz": kameramanlar
"ÜÇÜNCÜ GÖZ”: KAMERAMANLAR
İstanbul’un uç mahallesinde, gece karanlığında sıradan bir otomobil ağır ağır ilerliyor... Gazi Mahallesi’nde karanlık her yere sinmiş, bol ışıklı kentlerin yılan ve çıyanları gözlerini yine bu mahallenin çocuklarına dikmiş...
Gazi, olağan gergin gecelerinden birini yaşıyor. Bir gün öncesi çıkan olaylar yatışmış görünse de hem protestocular, hem de polis bazı köşe başlarını tutmuş. Yakılmaya hazır pazarcı tezgahları sağda solda. Bir kıvılcıma bakar. Otomobildekiler bir televizyon ekibi; kameraman, stajyer asistan ve sürücü. Sokağın başında bekleyen üç beş kişilik guruba, bir kahvehanenin adresini sorarlar. Gergin gecenin gergin yüzü sertçe “ Neden soruyorsunuz?” der.
Deneyimli kameraman sesin karanlıktaki hiddetinden ve duvar dibine dizilmiş şişelerden adresi yanlış kişilere sorduğunu anlar. Sürücüye “Hemen topukla” der. Protestocular ise otomobili taşlayarak peşlerinden koşmaya başlarlar. Otomobil hızla uzaklaşır. Az ilerdeki polis barikatını adeta delercesine geçerler. Bu arada kameraman, polis telsizinden “Gazi’de şüpheli bir araç barikattan geçti” anonsunu duyar. Onlar şimdi protestocuların ve polisin peşlerine düştüğü şüphelilerdir artık.
Haber kameramanlığı dünyanın en zor mesleklerinden biridir diyebilirim. Ne Musa’ya ne İsa’ya yaranamazsın.
Televizyon haberciliğine adım attığım 1979 yılından beri kameramanların cefasına da sefasına da ortak oldum. Muhabirle kameraman etle tırnak gibidir. Asla ayrı düşünülemez. Yoksa haber çıkmaz o işten. İşe yeni başlayan gençlere öncelikle bu ilke mutlaka öğretilmelidir.
10-13 kg. ağırlığındaki kamera yükünü yıllarca omuzlayan (üç ayak ve malzeme çantası da cabası) kameramanların çoğunda bel ve boyun rahatsızlıkları görülür. Bu tür rahatsızlıklar bir anlamda onların meslek hastalıklarıdır.
Türkiye’de kameramanlar asistansız çalışır. Sebep malum. Az adamla çok iş. Çoğu muhabir yüküne yardımcı olur olmasına da onlar yine de yalnız kahramanlardır. Son yıllarda türeyen bazı yapımcılar ve çıtkırıldım muhabirlerle kameramanların işi zorlaşıyor. Çünkü artık kameraman, teknik eleman gibi görünüyor. Haberin veya programın asli unsuru olduğu unutuluyor. Oysa ‘O’ bir haberci, ‘O’ bir belgeselci ve yayına hazırlanan haber veya programın ana ortağıdır.
Kameraman ve foto muhabirlerine, medyanın masa başı teorisyenleri “üçüncü göz” adını takmışlardır. “Sizler bizim dışarıdaki gözümüzsünüz, ekranların, gazetelerin gözü sizsiniz” türünden gaz verirler.
Dışarıda onları “gözünüz çıksın” diyen başkaları beklemektedir. Objektifi tutan sıra neferleri ya göstericilerin ya öfkeli insanların en çok da güvenlik görevlilerinin hedefi olur.
Fotoğraf ve görüntü avcılarının ise tek bir amacı vardır: “O AN” ın peşinde olmak! Olayın en sıcak anını, en güzel anlatan anını; komik, dramatik ya da frikik(!) anını avlamak.
O AN… en çarpıcı, en yakıcı, en kahredici O AN…
Kameraman ve foto muhabiri çoğu kez O an’ın içine takılıverir: Olayın kahramanı olur; dövülür, itilir, kakılır, yaralanır ve bazen da ölür. Kendisi O AN’ın bir parçasıdır, artık.
İstanbul ve Diyarbakır’daki olaylarda taşlanan kameraman ve muhabirleri televizyon haberlerinde izleyince içimden şöyle dedim:
“Taşlandılar, yaralandılar ama akşam bir yerlerde oturup ‘Bunu sen çektin, ben çektim’ diye görüntüleri tartışacaklar”
Özel televizyonlar olmadığı dönemde kameramanlar krallar gibiydi. Ben 80’li yıllarda film kamerasını omuzlayan kameramanlarla çalışan kuşaktanım. Başbakan ya da bir Bakan konuşurken kameraman toplantıyı keser “Efendim film değiştireceğim. Lütfen durur musunuz?” diye seslenirdi. Yüce devlet yetkilisi de “TRT’yi bekleyelim” der, susardı. Kameraman bir torbanın içinde film takar, salondaki tüm gözler kameramana odaklanırdı. Ne günlerdi be!
Son yıllarda baş döndürücü teknolojik gelişmeler, görüntüyü ve sesi nerede olursa yakalıyor. (En özel an’ı bile televizyonda, internette yayımlayabilir. Şaşırma!)
Nereden nereye geldik.
Kendi adıma söyleyeyim. Ben haberci ve muhabir olduysam, bu işi çok sevdiysem, kameraman ağabey ve arkadaşlarım sayesindedir. Onlardan çok şey öğrendim.
Mesela, bir dağın eteklerindesin. Kameranın karşısına geçmişin. Başlamışsın nefes nefese anons çekmeye: “Bu dağa çıktık. Çok zor bir işi başardık”. Tam burada kameraman seni uyarır: ”Arkana bak” der. Görünce şaşırırsın. Sekiz dokuz yaşında bir çoban yalın ayak başıkabak hayvan otlatmaktadır. Bütün karizman biranda çizilir. Haber artık o dağa senin tırmanışın değildir. Dağda yaz kış hayvan otlatan o küçücük çocuk üzerinedir.
Meslek hayatımda yüzlerce kameramanla çalıştım. Şimdi yaşça benden çok genç olanlarla koşturuyorum. Mesleğe ilk başladığım yıllardaki üç kameraman arkadaşımdan söz etmek istiyorum. TRT Haber Merkezi’nden Alparslan İpek, Serdar Hokna ve İlhan Öztekin’den. Anadolu’da onlarla çok iş yaptım. Hele İlhan ile Karadeniz bölgesinde; dağında, bayırında, yağmurlu fırtınalı denizlerinde yaptığımız işleri unutamam.
Bütün kameramanları sevgiyle kucaklıyorum.
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009
Yorumlar
Cengiz Abiyle çalışmanın gururunu yaşayanlardan birisi de benim. Gerçekten kendisi harükulade bir beyefendi. Sivasta Atlı Okçuluk Belgeselini çekerken çok iyi zaman geçirdik. Ömür Lokantasında içtiğimiz Paça sulu işkembeden tutunda. Çerkezin kahvesinde yudumladığımız çay ve kahvelere kadar. Hayatıma kısa süre girdin Cengiz ağabey ama senden çok şey öğrendim. Bir öğrencinde Sivasta. Herzaman bekliyoruz seni. Not: Artık tv dönemi bitti gazete dönemi yeniden başladı. Mizanpaj yapıyorum bol bol :) ve Sivassporun haberlerine bakıyorum . Saygılarımı sunar ellerinden öperim. Kardeşin; Suat DUMAN Sivas...



































