Son Yazıları : | Bir Bono vardı; çek -senet oldu! | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi |
Turizmcilerle Kastamonu yollarında....
Meslek hayatımda pek çok geziye katıldım..Devlet adamlarını,siyasetçileri izledim.Açılışlar,tanıtım etkinliklerini haber yaptım.Ama mesleğimin en keyifli yolculuğunu bu yılın son günlerinde Turizmcilerle gerçekleştirdim diyebilirim.
Safranbolu’nun gözde bir turizm merkezi olmasından sonra, tarihi konakların bulunduğu yerleşim merkezleri,son yıllarda değer kazandı..Bazı turizm yatırımcılarının son keşfettikleri yerlerden biri de Kastamonu,…Butik otellerle ilgili bir haber program hazırlığında olduğumu duyan, İstanbul’un duayen turizmcilerinden Oya Öge,beni de Kastamonu yöresine yapılacak geziye davet etti..
Rehber,acente temsilcisi,yatırımcı ve turizm uzmanlarının bulunduğu bir gezide,meraklı veya benim gibi izlenim yazan birinin bilgi yönünden hiç endişesi kalmıyor.. Bu gezide turizmcileri daha yakından tanıdım.. Artık şöyle düşünüyorum.. “Turizm profesyoneli, her şartta gülümseyen,çevresindekileri gülümseten,karamsarlığa yer vermeyen,kolay ve ortaklaşa çözümü çabuk üreten bir çalışandır”
Özellikle rehberlerle, fıkra dağarcığınız çok genişler..Rahat ve keyifli anlatımlarıyla yörenin tarihi ve kültürünü öğrenirken,araya sıkıştırılan fıkralarla uzun yolculuğunuz katlanılır hale geliverir..
Neyse efendim Gelelim Kastamonu seyahatine..
Anadolu’da gittiğim her kent ve ilçenin yöneticisi yaşadıkları toprakların doğal güzelliklerini,tarihi özelliklerini anlata anlata bitiremezler..Bu hiç şaşmaz..Herkesin yaşadığı yer güzeldir..
Kastamonu’yu bir bilen ile dolaşınca farklı oluyor, Üstelik buradaki başarı öyküleri, insanı hem mutlu ediyor, hem de yüreğini acıtıyor..Çünkü bu başarı öyküleri sessiz sedasız.davulsuz çalgısız,hiç kimseler duymadan yazılıyor...
TURİZM KASTAMONU’YU AYAĞA KALDIRIYOR
Anadolu’dan ne kadar uygarlık geçtiyse hepsinin iz bıraktığı bir yer Kastamonu yöresi..Osmanlı döneminde şehzade ve vezir adaylarının stajlarını yaptığı,Medreseler diyarı..
Yüzlerce tarihi yapının,konağın birbirine karıştığı dağlar kenti..
Türkiye’nin en önemli endemik bitki türlerinin bulunduğu Ilgaz dağlarının eteğinde yer alıyor Kastamonu.....
Kastamonu’yu iki günlük bir geziyle özetlemek mümkün değil.. İşgal yaşamamasına rağmen Kurtuluş Savaşı’nda en fazla şehit veren üç İl’den biridir Kastamonu..Cumhuriyet devrimlerini ateşleyen kenttir Kastamonu..Sonra 1950’li yıllardan sonra unutuldu,gurbetçilik başladı..İstanbul’da bugün bir milyondan fazla Kastamonulu olduğu tahmin ediliyor ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde Kastamonu kolonileri var artık..
Şimdi kentin geleceği yeniden aydınlanıyor..Bu feneri tutan da Turizm sektörü.. Alternatif turizmin gözde mekanı artık Kastamonu..
Yolculuğumuz İstanbul’dan gece yarısı başlıyor,Kastamonu’ya sabahın erken saatlerinde ulaşıyoruz.,.Kahvaltı için ilk durağımız İZBELİ ÇİFTLİĞİ…
Osmanlı Padişahı Dördüncü Mehmet’in(Avcı Mehmet), İzbeli sülalesine 1651 yılında bağışladığı bir arazi üzerine kurulmuş..Osmanlı döneminde Atlı Sipahilerin yetiştiği bir mekanmış..Tarihi konağın en gösterişli köşesinde babadan kalma İstiklal Savaşı Madalyası sergileniyor..
300 yıllık ahşap kerpiç yapının duvarından bir dörtlük…
“Konağın her köşesinde yaşarsın tarihi
Sanki yaşıyor Avcı Mehmet’in izleri
İştahla yersin etli ekmek,mücver ve reçeli
Kana kan katıyor İzbeli Çiftliği…”
Sabiha İzbeli, iki oğluyla çalıştırdığı çiftliğinde organik tarım yapıyor. Turistlere,meraklı gruplara çiftliğinde ürettiği ürünlerden nefis bir kahvaltı sunuyor… Bu kahvaltıda zeytin yok.. Çünkü İzbeli Çiftliği’nde zeytin yetişmiyor.Hürriyet Gazetesi birkaç yıl önce Türkiye’nin en iyi 10 kahvaltı mekanına İzbeli Çiftliği’ni de almış..
İzbeli’deki uygulama, yöredeki değişimin öncüsü olmuş..Artık Kastamonu yöresinde organik tarım ve alternatif turizm arayışı var…
Serdar İzbeli,Kastamonu Ziraat Odası Meclis Başkanı..Bölgenin organik tarım için son derece elverişli olduğunu,turizm sektörüyle de ortaklaşa pek çok projenin hayata geçirilebileceği görüşünde.. “Kastamonu ve ilçelerinde bu iki sektörde başarıyı yakalarsak,özellikle kırsal kalkınmanın en iyi örneğini dünyaya gösterebiliriz” diyor.
Yolumuz uzun..Kastamonu’da şehir turunda kale,medreseler,kaya mezarları,etnografya ve arkeoloji,kent müzelerine hızlı bir tur yapıyoruz.. Sokaklar,yokuşlar bizi tarihin dehlizine sokuyor adeta..geçmişin izlerinde taş ve ahşap ustalarının alın terini görüyoruz..
Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre,sorumluluk alanları içinde beylikler ve Osmanlı döneminden kalan 800’aün üzerinde tarihi yapı var… Bölgede 95 Osmanlı yapısı onarılmış... Bunların 60’ı Kastamonu’da ...
İNANILMAZ İKİ BAŞARI ÖYKÜSÜ
Kastamonu’da İsmail Bey Hanı olarak bilinen KURŞUNLU HAN,Candaroğulları Beyliği’nin son hükümdarı İsmail Bey tarafından 1440’lı yıllarda yaptırılmış..Şimdi bir butik otel.Yıllarca çarşı ve atölye olarak kullanılan Han’ı,günümüzde İstanbul’da da popüler bir otelin sahibi olan Kemal Çiçek onarmış ve otel olarak işletiyor.Üstelik vakıflara yüksek bir kira ödüyor.Esnafın ayda 10 lira kira verdiği tarihi mekan,Kastamonu’ndu orta yerinde bir başarı abidesi gibi yükseliyor..Beş yıl süren mahkemeler ve onarım sonrası ortaya çıkan esere halkın yaklaşımı şimdi çok olumlu.Çünkü esnaf,kentte gelen turistten gelir sağlamaya başlamış. Bir esnaf, “Ecevit çorbasını,Tirit yemeğini,ev baklavasını, pastırmayı,etli ekmeği nihayet tanıtmaya başladık.bize daha pek çok böyle otel lazım” diyor..
Kemal Çicek,Kastamonu’da harap bir konağı daha satın alarak restorasyon çalışmaları için proje hazırlamış.Böylece Kastamonu’da eski konakların fiyatları yukarıya doğru tırmanmış..
Uzmanlar,buraya turistik mekan kazındırmak isteyen yatırımcıların artık hızlı davranması gerektiğini söylüyorlar..
Ve bizim gurubun Kastamonu’ya asıl geliş amacının olduğu mekana yol alıyoruz...
UĞURLU KONAKLARI..
Kastamonu’nun Kurşunlu Han,Toprakçılar Konağı’ndan sonra üçüncü butik oteli oldu Uğurlu Konakları..
Buranın sahibi Gülsen Kırbaş,bir turizm acenteliği işletiyor aynı zamanda..Kastamonu’ya gide gele yörenin hayranı olmuş.. “Bu bölgede inanılmaz bir potansiyel var..Türkiye burayı alternatif turizm cenneti haline getirmeli” diyor.. Siz “öncülerden birisiniz?” dediğimde ise Toprakçılar Konağı’nı butik otel olarak işlettiğini,buranın ise mülkünü satın alarak harap konağı lüks bir butik otel haline getirdiğini anlatıyor..
Bir buçuk milyon lira harcamış Kırbaş ailesi burası için…TOKİ 75 bin lira kredi ,Kültür ve Turizm Bakanlığı da 30 bin lira destek vermiş..2005 yılında başlayan eski konağın onarımı ve aslına uygun yeni konağın yapımı dört yıl sürmüş..Gülsen hanım,canını dişine takmış,inşaat başında durmuş,en ince ayrıntıya kadar, her yapı elemanını düşünerek hayata geçirmiş..Şimdi 25 odalı ve 55 kişilik yatak kapasitesiyle hizmet veriyor..Otelin açılışına gelen TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy,”burası bence bin yataklı tesisten daha değerli..Kastamonu ve çevresinde bu tür otellere ihtiyaç var.. artık turizmde farklı anlayışlar geliştirmek zorundayız”diye konuşuyor..
BUTİK OTEL KAVRAMI
Türkiye bu kavramla yeni tanışıyor. Oysa İtalya’da işletmelerin yüzde 50’si butik otel.. Türkiye’de bu alanda inanılmaz bir potansiyel var ama, daha “hangi otel butiktir?,” “butik otel nasıl olur?” şeklinde ne bir yönetmelik var.ne de bir düzenleme..
Gezimizde genç turizmcilerin hatalarını anında söyleyen sektörün duayenlerinden Yusuf Yazıcı ile tanıştım..Sektör konusunda beni hayli bilgilendirdi..O’na göre, butik otel istediği fiyatı uygulayabilmeli..isteyen kalır isteyen kalmaz.. Yemekleri mutlaka yöresel ve gurme lezzetinde olmalı..Standardize edilmemeli,tüm unsurlarıyla yöresini yansıtmalı..elbette servis mükemmel ve sürdürülebilir olmalı…
KASTAMONU’DA DOĞA TURİZMİ
Kastamonu Güneyinde Ilgaz,Kuzeyinde Küre dağlarıyla bir doğa cenneti.. Daday kasabası çam ormanıyla kaplı Ballıdağ eteğinde kurulu..Türkiye’nin ilk eko turizm örneklerinden biri de bu kasaba yakınlarında…atlı spor,dağ bisikleti,yürüyüş,kayak,gibi Alternatif turizm etkinlikleri için bir merkez İKSİR…
Turizm yatırımcısı Kemal Çicek’e göre,güneş-kum-deniz turizmine yönelik yatırımlarda Güney’de yer kalmadı..artık oralara yatırımda yapılmamalı..Türkiye rotayı Karadeniz’e çevirmeli.. şimdi dağ-orman-yayla zamanı..Kastamonu’da bunların hepsi var..
Ulaşımın olmadığı yerde turizm olmuyor..olsa da bir ayağı eksik kalıyor.Kastamonu’da inşaatına başlanmış,ancak 20 yıldır çivi bile çakılmayan havaalanı var..Topu topu 15 milyon liralık bir yatırım bu havaalanını ayağa kaldırabilir… Havaalanı’nın sadece Kastamonu’ya değil Safranbolu,Karabük ve Bartın’a da fayda sağlayacağı muhakkak..
Bütün yatırımcı ve tur operatörlerinin devletten tek beklediği bu… “Havaalanını yapın..sonra gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz”…
HER YERDE AYNI TEHLİKE
Kastamonu’daki butik otelin açılışına katılan Başaran Ulusoy,yine esti gürledi.Çirkin yapıları diken mimar mühendislere kızdı..”Anadolu’nun özgün mimarisine,tarihi eserlere ve çevrelerine sahip çıkalım” dedi.
Doğrusu bir iş yaparken,kötüler fazla olursa, iyi olanı kimse görmüyor..Genç bir rehber arkadaşımızın anlattığı bir fıkrayla izlenimlerimize nokta koyalım..
Üç Türk genci ölmüş..Günahları çok olduğu içinde cehenneme gönderilmişler.
Üç kafadarı karşılayan zebani, “hoş geldiniz kardeşim bizim iki cehennemimiz var..birisi Avrupa,Diğeri Türk Cehennemi “demiş.. Üç genç, “farkları ne ki?” diye sormuş..
Zebani, “Avrupa Cehenneminde saatte bir kaşık bok yersiniz..Türk Cehenneminde haftada bir kova bok yersiniz” demiş.. Gençlerden biri, “ben Almanya’da büyüdüm..benimki Avrupa cehennemi olsun” demiş…diğer ikisi de, “biz Türküz arkadaş,madem Türk cehennemi var. Biz oraya gideriz” demişler..
Ve üçü de kalacakları mekana yollanmış.. Aradan birkaç ay geçmiş,Avrupa cehennemine giden Türk,sararıp,solmuş..her gün aynı saatte bok yemekten adeta erimiş…”Varayım bir bakayım acaba Türk cehennemindekiler ne yapıyor?” demiş… Gitmiş,bakmış bir de ne görsün!! İki arkadaşı kilo almış..al yanakları parlıyor… “siz burada ne yapıyorsunuz? kardeşim” demiş..
İçlerinden biri şöyle konuşmuş.
“Arkadaş burası Türk Cehennemi.bok olduğu zaman kova olmuyor.. kova olduğu zaman bok olmuyor.. üç aydır hiçbir bok yemiyoruz”
erdilcengiz@gmail.com
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Bir Bono vardı; çek -senet oldu! 09.09.2010
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009



































