Son Yazıları : | Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) | Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı | Öğrenci ödevleri |
Karadeniz'de betondan vadiler
“Kimse ölmek istemez ama ölmeden cennet gibi bir yerde yaşamak ister..ölmeden cenneti yaşamak istiyorsan gel Karadeniz'e...”Çayeli Belediye Başkanı Rıza Çakır’a ait bu sözler..
Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde denizden hemen sonra yükselmeye başlayan doğa mimarisi, ziyaretçilerini yukarılara doğru tırmanan çay bahçeleriyle karşılar.Dağların arasından fışkıran derelerin oluşturduğu vadiler ise yeşilin her tonuna götürür insanları..Tırmandıkça çam kokusu üzerinize siner,çiçek zenginliği içinde kaybolursunuz..
Meslek hayatımın beş yılını 80’li yıllarda TRT Muhabiri olarak Trabzon’da geçirdim..Bu bölge bana yabancı değil..çok sayıda haber yaptım..Televizyon dünyasının özel dükkanlarında çalışırken de yolumuz buralara çok düştü..Fırtına Vadisi’nde yapılmak istenen Hidroelektrik santral inşaatı burayı cehenneme çevirmek üzereyken,buralara gönül veren çevrecilerin uyarısıyla Fırtına Vadisi’ni gündemime aldım...1997 yılından itibaren yaptığımız haberler etkisini gösterdi.. Vadi SİT alanı ilan edildi..Ancak Fırtına Vadisi kurtuldu sayılmaz.. Yine bazı oyunlarla buraya santral yapılması yargı kararlarına rağmen gündeme getiriliyor..,Bırakın ülkemizi, Dünyada koruma altındaki yerlerin başında gösterilen vadi, yine kurtlar sofrasına düşebilir..
DOĞU KARADENİZ’DE VADİ ÇOK,DERE ÇOK ...
Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var.bunu kimse inkar etmiyor..Ülkemizin teknik ve ekonomik hidroelektrik enerji potansiyeli yılda 130 milyar kilowatt saati buluyor.. Bunun için 747 proje hazırlanmış ve yıllar içinde 142’si hayata geçirilmiş.. 550’nin üzerinde proje ise henüz kağıt üzerinde…
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde irili ufaklı dere üzerinde kurulacak santrallerden elde edilecek enerji ise Türkiye’nin tüm hidroelektrik potansiyelinin yüzde 9’unu oluşturuyor..
Devletin hazırladığı projelere göre en fazla santral yapımı Artvin yöresinde planlanıyor..
Giresun’da bugüne kadar 83 HES projesi için başvuruda bulunulmuş..Bunlardan 12’sinin yapımı sürüyor..Yağlıdere üzerinde yapılan HES bitti bile.. Trabzon için 76 HES projesi geliştirilmiş,..Rize’de 67 HES projesinden 8’nin inşaatı sürüyor..bunların bazıları yargıya takıldı ama inşaatlar vadileri hallaç pamuğu gibi atarak sürüyor. .Artvin’de ise HES için 116 proje geliştirildi. 25’i için arazi çalışmaları sürüyor..Başta da söyledim Fırtına Vadisi’nde duvara toslayan yapımcı firmaların önü 2000 yılında yapılan yasal düzenlemelerle açıldı.Şimdi önüne gelen HES projesi geliştiriyor.
YAŞASIN DERELERİN KARDEŞLİĞİ
ATV-AVRUPA için hazırladığımız bir belgesel için,program danışmanımız METE YARAR ve Kameraman MUSTAFA BAYRAM ile Rize yöresinde vadileri arşınladık..
Yörede her yerde nasıl santral fışkırıyorsa bir o kadar da çevre örgütü ortaya çıkmış.Bunlarda bir araya gelip DERELERİN KARDEŞLİĞİ PLATFORMU oluşturmuşlar..Bizim Çataldere köyü’nde olduğumuzu duyan çevreciler köye geldiler,dertlerini anlattılar..Platformun sözcüsü Ömer Şan’a göre, Bölgede net olarak ne kadar proje geliştirildiği belli değil.. Bölgede bir proje adı altında 2-3 hatta daha fazla santral yapılacak.Bölgede en küçük dereler,hatta içme suları üzerinde bile HES kurulması için çalışmalar yapılıyor..
Projelere karşı hukuksal mücadelelerinin de sürdüğünü söyleyen Ömer Şan,Mahkemelerin verdiği yürütmeyi durdurma kararlarının da uygulanmadığı belirtiyor.
Yörede yaşayan Elektrik Mühendisi Ahmet Ali Kork, iki arada bir derede kalmış gibi görünse de tavrını yeşil vadilerden yana koyuyor.. “elektrik mühendisi olarak hidroelektrik santrallerinin karşısında olmam mümkün değil.. Ama buradaki HES projeleri masa başında hazırlandı.. Ne yöre insanına danışıldı.. ne de bilimsel bir kurul oluşturuldu.. Oysa çevre bilimci,enerji uzmanı ve yöre temsilcilerin katıldığı bir kurul,nerelere santral yapılacağı konusunda yol gösterici olabilirdi.böyle santral enflasyonu yaşanmaz,vadilerin geleceği kararmazdı”
Çataldere Köyü’nde, sırtında sepeti hala dere tepe dolaşan, 80 yaşına gelmiş Hilmiye Akçal dertlerini bize anlatırken gözleri yaşarıyor.. Atalarından kalma,doğup büyüdüğü,çocuklarını büyüttüğü, 300 yıllık ahşap evinin tam karşısındaki yüzlerce yıllık çam ağaçları,santral kazısına kurban gitmiş.. “ben burasını hiç böyle kel görmedim.. her bahar burada, başka bir yerde hiç göremeyeceğin çiçekler açar...ben bile bazılarının adlarını hala bilmem.çiçekler soldu gitti ”diyor...
PLANLI YAPILIRSA YÖRE HALKI AZ SAYIDA SANTRALA DESTEK VERİR
Yazımın başında bir cümlesini aldığım Çayeli Belediye Başkanı Rıza Çakır, “su akar Türk bakar” sözünün artık gerilerde kalması gerektiği düşüncesinde..Ancak o da yüzlerce santralı yöre derelerinin kaldırmayacağı görüşünü benimsiyor..”Planlı,çevreyi kirletmeden yapsınlar canımı yesinler” diyor..
Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı da,santrale değil santrallere karşı..Santrallerin ne kadar can suyunu(derede canlıların yaşaması ve dere yataklarının kurumaması için gerekli olan su) bırakacaklarının önemli olduğunu,bunun hesabının kitabının iyi yapılmasının gerektiğini söylüyor..
Bakırcı “Santraller iş imkanı sağlayacak ve sel baskınlarını önleyecek ama
Bir başka çevre kirliğini ortaya çıkaracak” diyor.. Bakırcı’ya göre,yaylaların,köylerin atıkları derelere karışıyor..eğer can suyu kesilirse bu atıklar denize akmayacak ..yaz aylarında vadilere kokudan girilmez olacak..
Bakırcı şöyle diyor..” zaten vadi köylerinde ve yaylalarda kontrolsüz iç karartan bir yapılaşma var.. buralara kimse karışamıyor .. santral için bağırıp çağıran çevreciler,bu yapılaşma karşısında ne yapmışlar..altı kat beton bina diken var bu köylerde… ayrıca dere yataklarına yapılan evleri de unutmayın..çevreciler önce bunları görsünler”..
Rize Belediye Başkanı,yanlış planlamanın bir örneği de veriyor.. “Bir vadide turizm yatırımı için 10 milyon liranın üzerinde harcama yaptı bir yatırımcı.. Kaplıca ve yayla turizmi için örnek tesis kurdu..Devlet birkaç yıl sonra aynı vadiye santral izni veriyor.. Böyle bir çelişki olamaz”
SANTRAL FİRMALARI NE DİYOR?
Yörede santral inşaatlarında çalışan işçi ve mühendisler de dertli. “Yöre halkı bizimle uğraşıyor,.Bazen ekmek bile satın alamıyoruz.Biz de gurbet ellerde nafakamızın peşindeyiz” diyorlar.
Çataldere’de Tünel sistemi ile Norveç tipi bir santral inşa eden Karadeniz Elektrik Üretim A.Ş’nin Genel Müdürü Oğuz Tulgar,bize santral sahasını gezdirdi yapılan çalışmalar konusunda ayrıntılar bilgi verdi.
“Yöreye gelen gazeteciler bizimle görüşmeden gidiyor..Bizim de görüşlerimizi aldığınız için sağ olun” diyerek başlıyor konuşmasına Oğuz Tulgar..
Tulgar, hidroelektrik enerjinin ucuz,temiz,doğal ve ulusal kaynakları değerlendiren bir enerji türü olduğunu hatırlatıyor ve ekliyor “ Norveç ve İsveç’in 100 yıl önce yaptığını,ülkemiz yeni hayata geçiriyor.. sorun da burada başlıyor.. Yöre halkı getirisinin ne olduğunu bilmeden,santrallere karşı çıkıyor.Burada yüksekten düşen sudan enerji üretilmesi sistemini hayata geçireceğiz..Biz kanal sistemi yerine tünellere suyu toplama alanına getiriyoruz..bir kaç yıl içinde üretime başlayabiliriz.”
Oğuz Tulgar, derede yaşayan alabalıklar için ayrı kanallar açtıklarını,balık üremesinin durmayacağını söylüyor.. Tulgar, şöyle anlatıyor yaptıklarını:“bu ek maliyeti seve seve üstlendik.. uzmanlar balık göçünün engellenmemesi için yapılan kanallara olumlu görüş bildirdiler..ayrıca yörede 200 bin’in üzerinde ağaç dikildi.Kaçkar’a uzanan yayla yolunu yaptık.. santral tamamlandıktan 5-10 yıl içinde insanlar burada bir tesis olduğunu bile görmeyecek.. açıktaki boruların üzeri zaten ormanın doğal örtüsüyle kaplanacak”…
Tulgar’a “Bu dere 17 HES projesini kaldırır mı.? Bu kadar su kapasitesi var mı?” diye soruyorum.. Tulgar bu konuda yorum yapmıyor ama bilimsel bir konuya dikkat çekiyor.. “burada santral yapımından önce mutlaka çok iyi bir zemin etüdü yapılmalı..Toprak hareketliğini iyi belirlenmeli..Çevreye en az zararı verecek projeler hayata geçirilmeli”.
Oğuz Tulgar, kanal yöntemi yerine tünel sistemini uygulamakla inşaat maliyetinin arttığını, ama çevre korunması için bunu göze aldıklarını da söylüyor...
ÇÖPLER, ÇARPIK YAPILAŞMA VE TAŞ OCAKLARI
Doğu Karadeniz santralleri tartışıyor ama nüfus artışı ve yapılaşma,asıl sorunun kaynağı… Yıllarca çöplerin denize döküldüğü sahildeki yerleşim yerlerinde pek çok alan deniz dolgusuyla kazanılmış.. bir de buna Karadeniz sahil yolu eklendi..Sahil yolunun yapımı için kurulan taş ocakları hala çalışıyor..Yöredeki taşın deniz suyuna dayanıklı olduğu söyleniyor.. Bu yüzden ruhsat verilen taş ocakları çalışmalarını sürdürüyor..Rize’den Anadolu içlerine taş taşınıyor.. Dere yatakları,yayla yolları taşlarla kaplanıyor..Yerel yöneticiler, süre bitiminde ruhsatların yenilenmemesini,bu ocakların derhal kapatılmasını istiyorlar.
Ve yapılaşma,yörede her yıl yaşanan sel felaketlerinin asıl sorumlusu dere yataklarına yapılan şekilsiz ve çirkin yapılar..Bazı yerlerde beş-altı katlı betonarme binalar,yeşilin üstünde kabus gibi çökmüş..
Yaylalarda turizm yatırımı adı altına yapılan yapılar mimari estetikten yoksun.
Doğu Karadeniz’de sorun çok… arazi az..,dağ,yeşil,orman çok… Karadenizlinin derdi bir değil bin..Ama doğasının korunması için zaman geç sayılmaz..devletin,yöre halkının,üniversitelerin el ele vermesi sorunu çözer..
Yeşile limon sıkalım da,fazlası zarar diyorum.. fazla limon ağzınızın tanıdı bozar,mideye zarar verir..sonra ülser olursunuz efendim…
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009
Yorumlar
CENGİZ BEY SENOZ VADİSİNDEKİ GEZİNİZ ÇALIK GURUBU ADINA YAPILMIŞ BİR ARAŞTIRMA ,BİR NABIZ YOKLAMA GEZİSİ OLARAK YAPILMIŞ DOĞRUMUDUR? SAYGILAR


































