Ana Sayfa | İletişim
cam ekran haber portalı

Bir Kültür Fotoğrafçısı

Bir Kültür Fotoğrafçısı

 

“Babalar çocuklarını sinemaya, parka götürür, babam ise beni çocuk yaşımda, fotoğraflarını çektiği Van’a götürdü. Tarihi ve doğal güzellikleri gezdirdi. Ben babamı izledim ve kültür fotoğrafçısı oldum.”

Kültür fotoğrafçılığı artık yaşam biçimi olan Ali Konyalı’ya ait bu sözler. Konyalı ile son sergisine hazırlanırken konuştum.

Ali Konyalı’nın babası Haluk Konyalı Türkiye’nin ilk belgesel fotoğrafçılarından. 1940’lı yıllarda Limasollu Naci, Baha Gelenbeyi ve Fikret Minisker gibi fotoğrafçılar arasında önemli bir yeri var Haluk Konyalı’nın. Fotoğraf sevgisini oğluna da aşılamış Konyalı.

Babasının bir Anadolu Sevdalısı olduğunu söyleyen Ali Konyalı, babası sayesinde geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini belirtiyor.

Konyalı’ya göre, fotoğrafçılığın pek çok dalı var, ama hepsinin ortak paydası AN’ın kayıt altına alınması ve tarihe tanıklık eden önemli bir görsel belgenin ortaya çıkması.

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’ne öğrenci iken profesyonel fotoğrafa başlayan Ali Konyalı’nın girmediği saray, yalı, han, hamam kalmamış dersek abartmış olmayız.

Hiç boş durmamış Ali Konyalı...

Topkapı Sarayı, Türk İslam Eserleri ve İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki eserler O’nun objektifiyle kitapların sayfalarına, sergilerin duvarlarına yansımış.

Sadece bunlar değil, Anadolu’nun bazı önemli tarihi mekanlarını fotoğraflayıp albüm haline getirmiş. Bunlar arasında, Hasankeyf, Didim-Milet-Prienne ve İstanbul’un hemen hemen neredeyse her mekanı var.

Ali Konyalı “Anadolu benim için tutku. Oradan oraya dolaşıp duruyorum. 40’dan fazla projeyi hayata geçirdik. Daha önümüzde kaç proje var bilinmez.” diyor.

KUZEYDOĞU ANADOLU’DA MİMARİ

Ali Konyalı’nın Milli Reasürans Sanat Galerisi ile birlikte yürüttüğü önemli bir proje var. Proje, öncelikle tarihi geçmişi içinde Anadolu kent, kale, saray, kervansaray ve kırsal mimarisinin belgelenmesini, korunmaya muhtaç eserlerin ortaya çıkarılmasını amaçlıyor.

Projenin ilk aşamasında Doğu Karadeniz Kırsal Mimarisi ele alındı ve bununla ilgili eser 2005 yılında tamamlandı. Geçtiğimiz günlerde ikinci aşama sona erdi. Bu aşamada da, Kuzeydoğu Anadolu Mimarisi üç-dört yıl süren bir çalışmanın sonunda belgelendi. Ali Konyalı’nın son sergisi de bu konu üzerineydi.

Profesör Metin Sözen’in bilimsel danışmanlığında, Milli Reasürans Sanat Galerisi sorumlusu Amelie Edgü’nün yönetmenliğinde, gerçekleştirilen projede, 256 sayfalık bir kitap da yayınlandı. 

Kitapta Kars, Ardahan ve kırsalı ile çok kapsamlı Ani bölümü, Oltu ve çevresi yer alıyor. Kars’ın taş evleri, Çıldır’ın olağanüstü güzellikte kırsalı, kaleleri, figürlü mezar taşları ve Oltu’nun Alatarla köyündeki şato ve Şenkaya’nın Gaziler köyündeki yaklaşık 350 yıllık ve Anadolu’da orijinal halde kalmış ender örneklerden biri olan Arslan Paşa Camisi, Ali Konyalı’nın  fotoğrafları eşliğinde tarih, sanat tarihi ve mimari özellikleri ile inceleniyor. 

Kitabın son bölümünde ise bu bölgeye komşu olan Çamlıhemşin ve Hemşin yöresi, Ali Konyalı’nın fotoğrafları eşliğinde Profesör Şengül Öymen Gür’ün “Hemşin ve Çamlıhemşin Konakları başlıklı yazısında inceleniyor. 

Kitapta toplam 360 fotoğraf, 83 mimari yapı planı,harita ve yerleşim planları  yer alıyor. 

Kuzey Doğu Anadolu, geçmişi MÖ 5000’lere kadar uzanan tarihe sahip. Anadolu ile Kafkasya arasında bir geçit yeri olması nedeniyle kuzeyden ve güneyden gelen sayısız kavime yol vermiş. Tarih, elbette kültürel zenginliği de yanında getiriyor. Belgelenen bu coğrafyada yer alan bazı eserler şimdi devletin, sivil toplum kuruluşlarının koruması ve ilgisine muhtaç.

Projeyi planlayan ise bir Anadolu sevdalısı Amelie Edgü. Yıllarca Anadolu’nun tozlu topraklı yollarında dolaşan Edgü, “Anadolu mimarisinin mutlaka yaşatılması, gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğine inanıyorum. Zorlu bir yolcuğa çıktık. Projenin tüm Anadolu’daki tarihi mekan ve yapıları kapsamı elbette yılları alır. Ama çalışacağız. Bitiremediğimiz yerde gençler bizden görevi devralacak.” diyor.  

Kapsamlı projenin bundan sonraki aşamasından Kars’tan Güney’e doğru sapılacak. Yani sırada Ağrı, Doğubeyazıt ile Bitlis’in Ahlat ilçesi var. 

Ali Konyalı, Doğu Karadeniz Mimarisiyle ilgili serginin yurt dışında da açıldığını. Bölgenin tanıtılmasında büyük yararı olduğunu, bu sayede bölgeye turların arttığını söylüyor. Proje öncelikle Kars’ı merkez alıyor.

Devlet ve yerel yönetimler, fotoğraflarla belgelenen tarihi mekanların haritasını çıkarırlarsa, bu hem turizm şirketleri hem de araştırmacılar için kolaylık sağlayacak. Dağları ve yaylarıyla İsviçre’den hiçbir farkı olmayan bu bölge, gelecek yıllarda önemli bir turizm potansiyelini ortaya çıkarabilir.

MAÇKA PARKI’NDA FELAKET VE REZALET 

Kültür Fotoğrafçısı Ali Doğan’ın başarı öyküsü böyle... O’nun gözleri bize göre daha duyarlı. İnsanın yüreğini acıtan bir haberi Konyalı’dan aldım. Sergiden hemen sonrada Maçka Parkı’nın yolunu tuttum. Gördüğüm manzara içler acısıydı. İstanbul’un orta yerinde, Şair Atilla İlhan’ın “Felaketim olurdu, ağlardım” dediği Maçka Parkı’nda ağlamamak için kendimi zor tuttum.

Meraklısı bilir. İstanbul çeşmeler kentidir. Hemen her semtte, her sokakta çeşmeler vardı İstanbul’da. Sayılarına bakıldığında bu çeşmelerden ne yazık ki pek azı günümüze gelebildi. Bazıları koruma altında. Maçka Parkı’nda da bir sokaktan belki de bir konaktan getirilen çeşme vardı. Vardı diyoruz şimdi ortadan adeta ikiye biçilmiş durumda.

Her halinden bilinçli bir şekilde kırıldığı belli. Kıranlar belki de şöyle düşündü. “Nasıl olsa bunlardan çok var. Burada kalabalık yapmasın!” Tarihçi İlber Ortaylı’nın böyle felaketlerde ağzından düşürmediğini gibi: “İğrenç bir durum…iğrenç!”

BİR ELEŞTİRİYE YANIT

“Gökova’da Orkinos sürülerin peşinde” adlı yazıma adını vermek istemeyen bir okuyucu, daha önce kaleme aldığım izlenimlerimi de dikkate alıp “Sizin de yer aldığınız bu karedeki kişiler baba parası yiyen zibidiler midir?” diye soruyor. Beni çok dikkatle takip eden bu şahsın deneyimlerime dayanarak bir haberci olduğunu söyleyebilirim.

Şöyle yanıtlayayım. Bunlar baba parası yiyen zibidi değil gerçek deniz tutkunlarıydı. İçlerinden bir kaçı da tüple dalış yapabilen insanlardı. Çocukluk ve gençlikleri, soğuk demiryolu garlarında, okul yurtlarında geçmiş, babaları da memuriyetten emekli insanlardı.

Zıpkınla ve elektrikli çıkrıkla balık avına karşı olan insanlardı.

Bana gelince bu köşede yazarlık taslamıyorum. "Da Vinci’nin Şifresi okullarda ders kitabı olarak okutulsun”, “Osmanlı’dan ne miras kaldı ki, sahip çıkalım”, Türkiye PKK ile masaya otursun” diye beyin ve mide bulandıran iddialı yazılar kaleme almıyorum.

30 yılın getirdiği muhabirlik deneyimleri ile gördüklerimi ve konuştuğumu insanların ne söylediklerini, ne anlatmak istediklerini yazıyorum.

Uydurmuyoruz, 'Sadece hayat'ı yazıyoruz!

 

Cengiz Erdil

erdilcengiz@gmail.com 

 

 


 

 

Yazarın sitede yer alan tüm yazıları


Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun