Son Yazıları : | Bir Bono vardı; çek -senet oldu! | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi |
At, Ok-Yay ve Sivas
Türkler tarih boyunca at ve bu hayvanın üstünde gerdikleri yaylarla attıkları oklarla savaşlar kazandılar. Orta Asya’dan çıkıp Roma’nın kapılarına kadar dayandılar. Tarih böyle yazıyor. Asya bozkırlarında başlayan adeta bir atlı koşuyu andıran Yıldırım Harekatları, Almanya sınırlarını zorladı. Viyana önlerine kadar geldi.
Buraya kadar tamam... Ama her uygarlık 'At'ı tanıyor ve biniyordu. Yay ile de ok atıyordu. Hunlarla başlayan bozkır savaşlarında Türk ve Moğollar neden başarılı oldu? Türklerin bindiği, savaştığı hatta üzerinde yemek yediği, uyuduğu atlar, küçük ve güçlü hayvanlardı. Bir Türk-Moğol süvarisi, diğer ülke askerlerinin beş günde kat ettiği yolu, atıyla bir günde gidiyordu.
Yay ve Ok’a gelince; Türk yayları diğer yaylar gibi düz bir çubuğun eğilip, ucuna ip bağlanmasıyla elde edilmiyordu. Yaylar, kemik, boynuz ve hayvan sinirinden yapılıyordu. Usta işi bir yayın ortaya çıkması dört yılı alıyordu.
Türk ve Moğollar At’ı bacakları ve dizleriyle kullanıyorlardı. At üzerindeki süvarinin elleri çoğu zaman boş kalıyordu. Yayı da daha az enerji harcayarak gerebiliyor, Ok’u 400 metre ve daha uzağa fırlatabiliyordu.
Atlı okçuluk, Türk-Moğol savaşçıların temel eğitimini oluşturuyordu. Bozkır savaşının bu temel unsuru günümüzde zevkli bir spora dönüştü. Son 50 yılda Macaristan, Güney Kore, Polonya ve İngiltere bu spora sahip çıkıyor. Bu ülkelerde atlı okçuların katıldığı müsabakalar yapılıyor. Bazı ülkelerde federasyonlar bile var. Türk-Moğol ok ve yaylarının yapımıyla uğraşan ustalar ortaya çıktı. Bugün en iyi Türk yayı Macaristan’da yapılıyor.
SİVAS’TA BİR İLK
Atlı okçular bu yılın son turnuvasında Sivas’ta biraya geldiler. Macaristan, Güney Kore, İran, Polonya, İngiltere ve Türkiye’den atlı okçular katıldı yarışlara. Türkiye’nin dört atlı okçusu var, bunlardan biri İstanbul, üçü de Sivas bölgesinden.
Sporcular iki stilde yarıştı. Memlük stilinde alana farklı uzaklıklarda yerleştirilen 3 sabit hedef arasındaki mesafe, hızlı cirit atlarıyla kat edildi ve oklar hedefe fırlatıldı. Kabak stilinde ise bir direğe asılı hedefe hızla yaklaşıldı ve okçular atın üzerine adeta yatarak hedefi vurmaya çalışıldı.
Atlı okçuluk ve Kemankeş (serbest okçuluk denilebilir) olimpik bir spor değil. Sivas’taki yarışmada da önce kemankeş okçular Türk yaylarıyla havayı dövüp serbest atış yaptılar, seyircileri selamladılar. Sonra sahneye atlı okçular çıktı, Sivas Atlı spor ve Cirit Kulübü’nün sahası tozla kaplandı. Yağmur, ayaz ve soğuğuyla ünlü Sivas’ta pastırma yazı yaşanırken Sivaslılar güzel bir hafta sonu geçirdi. Tabii yarışmanın Ne Sivas’ta ne de Türkiye’de fazla ilgi görmedi ne yazık ki. Kentte konuştuğum çoğu Sivaslının yarışlardan haberi bile yoktu.
Ama Atlı okçuluğa gönül verenler bir işi başardılar. Bundan böyle uluslararası yarışmalarda Türk takımları da olacak. Ayrıca Memlük Stili atışlarda hedeflerin arasındaki mesafe sabit tutulmadı. Hedefler adeta sahaya serpiştirildi. Kısa mesafeli ok atışları Türk Disiplini olarak tescil edilmiş oldu.
Kendisi Kemankeş olan Başkurdistanlı Azat Kul Devlet ile kurduğu tanıtım çadırında sohbet ettim. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirmiş, Türkiye’de özel bir firmada çalışıyor. Sivas’taki yarışların yeterince duyurulmamasından o da şikayetçiydi. Ayrıca Ulusal Medya’nın hiç ilgi göstermediğinden yakındı. ”Bu spor biraz zengin işi. Okların ve iyi bir Yay’ın olacak. At binmeyi bileceksin. Sivaslı ekmek derdinde ne yapsın” diyor ve ekliyor, ”Bu Türklerin, Asya’nın sporu, holdinglerin, devletin sahip çıkması lazım”
Kul Devlet böyle söylüyor. Bir ekleme de ben yapayım. Türkiye Jokey Kulübü ulusal anlamda bir takım kurup desteklerse gerçekten çok iyi bir iş yapmış olur. Böylesine bir takıma, cirit oyunlarının yaygın olduğu yörelerden çok sayıda sporcu katılır herhalde.
Dedik ya en iyi Türk Yay ve okları Macaristan’da yapılıyor. Macar Yay ustası CSABA GROZER de Sivas’taydı.
Grozer, dünyada en hafif ve ok’u en uzağa fırlatan Yay’ın Türklere ait olduğunu söylüyor. Osmanlı okçuluğu ve Atlı okçuluğun tanıtılması ve yaygınlaştırılması için bir festival düzenleme çabasında. Türk Cumhuriyetleri ve Avrupa’daki atlı Okçu ve Türkiye’den cirit kulüplerinin katılacağı festivali öncelikle kendi ülkesinde düzenlemek istiyor.
HEM KEMANKEŞ, HEM KEMANGER, HEM DE KALP CERRAHI
Türkiye’de unutulan değerlere sahip çıkanlar da var. Atlı okçuluğu Türkiye’nin gündemine sokan Sivaslılar gibi, geleneksel Türk Yay’ı yapımı için çaba harcayan Kemankeşlerden Tokat Devlet Hastanesi Başhekimi Dr METİN AKSOY da yarış sahasındaydı. Diğer kemankeşlerle ok attı. Aksoy, bir belgesel hazırladığımı duyunca çok heyecanlandı. Kendisini ayrıca Kemanger (yay yapımcısı) olarak tanımlıyor.
Aksoy, Türk Yay’ı yapımıyla uğraşan son ustanın belki de 200 yıl önce öldüğünü söyledi. Araştırmalar yaptığını, bunu gravür ve resimlerden yola çıkarak, uluslararası belgeleri inceleyerek yay yaptığını belirtiyor ve ekliyor. ”Bir yayı yapmak bir yılımı alıyor. Yaptığım yayları da satmıyorum. Bugün en iyi Türk-Moğol yayını Macar ustalar yapıyor. Sentetik maddeler kullanıyorlar ama günümüzde en iyi yaylar onların.”
CİRİT ÖĞRETİYORUZ
Güney Kore’de atlı okçuluğun federasyonu var ve 3 sporcu ve bir federasyon yetkilisi ile Sivas’a gelmişler. Yetkili, atlı okçulukta önemli başarılar elde ettiklerini şimdi de Atlı Cirit oyununu öğrenmeye çalıştıklarını söyledi. Bu nedenle yarışlardan bir hafta önce Sivas’a gelip cirit çalışmışlar. Yakında Güney Kore’de bir atlı cirit turnuvası düzenlenirse şaşırmayın.
Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübü Başkanı Mustafa Yazıcı: ”Macarlara da Atlı Cirit’i öğrettik. Burada öğrendiler, Bu ülkede şimdi beş atlı cirit kulübü var.” Diyor...
Sivas’taki atlı okçuluk yarışlarında, yarışmacılar, Erzurum ve Sivas cirit kulüplerine ait atlara bindiler. Yamcı, Manço, Serkoş, Serbölek, Murathan gibi cirit atları okçuları hedeflere taşıdı.
Mustafa Yazıcı, at konusunda en büyük destekçilerinin Türkiye Jokey Kulubü olduğunu söylüyor.
Atlı Cirit’e, Erzurum ve Sivas’ın yanı sıra bazı Ege Bölgesi illerinde de ilgi var. Ama daha çok sporcuya ihtiyaç duyulduğu da bir gerçek. Mustafa Yazıcı, Sivas’ta kulüplerin alt yapısında 13-17 yaş grubunda 12 çocuk bulunduğu, bu sayının artması için çaba gösterdiklerini anlatıyor.
VE SİVAS
Sivas’ta bir ilk gerçekleştirildi. Ama çoğu Sivaslının haberi yoktu. Sivas Atlı Spor Kulübünün, amatör atlı okçuların imkanları kısıtlı. Valiliğin desteği de yeterli olmadı. Ulusal Medya da ilgi göstermeyince bir başarı, arada derede. Kaynadı gitti.
Sivas’a 15 yıl sonra yeniden ayak bastığımda çok şaşırdım. Tarihi mekanların çevresi temizlenmiş onarımları yapılmış. Her yer pırıl pırıl. Sivas geleceğe güvenle bakmak istiyor ama işsizlik bu kentimizin de geleceğini karartıyor. İki yıl içinde 65 bin kişi daha, bu ilimizi terk etmiş. İş ve aş için Kayseri, İstanbul ve diğer kentlere göç etmiş.
Sivas’ın okları var aslında. Var da, ok’u hedefe gönderecek Yay bulamıyor.
Cengiz Erdil
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Bir Bono vardı; çek -senet oldu! 09.09.2010
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009
Yorumlar
çok güzel bir haber. teşekkürler.



































