Ana Sayfa | İletişim
cam ekran haber portalı

Bu nasıl bir hayat?

Doğan Kitap eski diplomatların, emekli askerlerin, siyasetçilerin anılarını yayınlıyor. Bazıları “şunu tanıdım, şunu gördüm, buna kızdım” türünden anılar... Bazıları da tarihe ışık tutuyor. Kurtuluş Savaşı Gazilerinden Nurettin Peker’in, “Tüfek Omza” adı verilen anıları, ikinci gruba girenlerden... Turgut Özakman, kitaba yazdığı Önsöz’de, “anıların yazarları önemli kişiler de olabilir sade kişiler de. Bunların verdiği her bilgi tarihçi için kazançtır. Deniz Feneri gibi yol gösterir” diyor.
       
Özakman, anıların sahibi Peker’i, “İstanbul’da yetişmiş, ardı ardına Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’ye katılmış, yaralanmış bir Gazi, Nahiye Müdürü ve Kaymakam olarak genç Cumhuriyet’e kanat germiş yönetici” olarak tanımlıyor.
 
1893-1987 yılları arasında yaşayan Nurettin Peker’in anılarına hayli militarist bir isim verilmiş “Tüfek Omza”. Fırtına gibi bir hayat yaşayan Peker’in günlüklerini derleyen yakınları, “Doludizgin Bir Hayat”ı ilk ağızdan dinleye dinleye belki sıradışı bir 90 yıla isim vermekte zorlandılar.
 
Askerlik yıllarını öne çıkartan Nurettin Peker’in günlükleri “Balkan Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na Ateş Hattında Bir Ömür” olarak tanımlanmış... Peker, Cumhuriyet’in de ilk yerel yöneticilerinden. Askerlikten sonraki sivil hayatı da ilginç olaylarla dolu…
 
HAYAT KOŞUSUNA DOLUDİZGİN BAŞLIYOR
 
Peker çocukluğunu, gençliğini yaşayamayan bir kuşaktan. 14 yaşında Askeri Okul’a başlıyor. 31 Mart ayaklanmasında silahların İstanbul sokaklarını inlettiği günlere şahit oluyor. Harbiyeli subayların sokak ortasında linç edilmesinin şokunu yaşıyor, daha sonra asilerin idam edilmelerini çocuk gözlerle görüyor.

Balkan Savaşı’na genç bir astsubay olarak katılıyor. Günlük tutmaya da bu savaşta başlıyor. Bulgar Ordusu ile Çatalca önlerinde savaşırken, Balkanlar’dan Anadolu’ya Türklerin zorlu göçüne ve Edirne’nin işgaline tanık oluyor.

Balkan yenilgisini Ordu’nun, gırtlağına kadar siyasete batması yüzünden yaşandığı görüşünde Peker. Ordu’daki Alaylı subayların eğitimsizliği ve erlere kadar bazı askerlerin siyaset kadar ticarete de bulaşmasının yenilgiyi getirdiğini yazıyor.

Tifüs ve kolera salgınları yüzünden büyük kayıplar veriyor Türk Ordusu. Peker de ölümden dönüyor, limon ve konyakla tifüs belasından kurtuluyor. Sonunda Balkan ülkeleri birbirine düşünce Edirne geri alınıyor.

Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar artık Osmanlı Ordusu eğitim ve kadrolaşmaya önem veriyor. Bunun yararını da Çanakkale Savaşı ve Irak Cephesi’nde görüyor... Nurettin Peker de genç bir zabit olarak Arıburnu Anafartalar Savaşı’nda yaralanıyor  Tedaviden sonra yine cephe yolları görünüyor Peker’e, bu kez Irak Cephesi’ne gönderiliyor.
  
IRAK GÜNLERİ 

Nurettin Peker, Irak günlerini yazarken, bugün fazla bilinmiyen bazı tarihi satırbaşlarını da not etmiş.

Irak Cephesi’nde İngilizleri pek çok yerde yenilgiye uğratan Osmanlı Ordusu’nu Arap ihaneti yıkıyor. Ama Osmanlı Ordusu’nun bu cephede bir destekçisi var. Asya Taburu. Rus cephesinde Almanlara esir düşüp gönüllü olarak Osmanlı Ordusu’na katılan Tatarlardan oluşuyor bu tabur. Savaş boyunca büyük yararlılık gösteriyorlar. Almanlar ve İngilizler bir yandan savaşırken, bir yandan da oluşturdukları taburlarla Mezopotamya topraklarını kazıyorlar. Asur, Babil ve Sümer uygarlıklarına ait binlerce eseri ülkelerine kaçırıyorlar. Peker” 400 yıl bu toprakların altında ne olduğunu bilmeden elimizde tuttuk” diye günlüğüne not düşüyor.

Irak’ta çölden çöle savrulan Peker ve bölüğü yenilmeden teslim oluyor. Çünkü savaş sona ermiştir. Cepheden Cepheye sürüklenen bir hayat Basra ve Hindistan’daki esir kamplarında iki zorlu yılla akar gider. Peker, isyan çıkarmak suçlamasıyla işkence görür, Kemalist olduğu gerekçesiyle sürekli baskı altındadır... Sonunda Ankara Hükümeti’nin tutukladığı İngiliz Albay Rawlinson ve arkadaşlarının 110 Türk esiriyle değişimi yapılınca İstanbul’a döner.
 
SON SAVAŞI ULUSAL KURTULUŞ
  
Kurtuluş Savaşı’na çetelere karşı mücadele eden bir birliği komuta ederek katılır, İstiklal Mahkemesi kararlarını uygular. Yani idamlarda görev alır. Anılarında şöyle yazıyor: “Anadolu’nun istiklali için yapılan bu görevden etkilenmiyordum. Çünkü biz yıllarca bu vatan için cephelerde savaşıp, kan döküp, yüz binlerce şehit verirken, bu hainler savaşmaktan kaçıp silahlanarak zavallı halkı soyuyor, kocaları şehit düşmüş kadınlara tecavüz ediyorlardı.”
 
Sakarya Savaşı’nda yaralanır. Artık askerlik yıllarının sonuna gelmiştir. Şimdi Genç Cumhuriyet’in sivil bir neferidir o...     
  
CUMHURİYET’İN KURUCULARINDAN OLMAK

Nahiye Müdürlüğü ve Kaymakamlık yaparken Peker’in görev alanı baba toprağıdır. İnebolu, Cide, Meset ve Azdavay’da görev yapar. Kömür madeni bulur. Okullar kurar. Eğitim kampanyalarına öncülük öder. Ama savaş yine gelir O’nu bulur... İkinci Dünya savaşı yıllarıdır.

Karadeniz’de Alman ve Sovyet Deniz kuvvetleri arasında kan gövdeyi götürmektedir.. Karadeniz’de kah Rus, kah Alman askerlerin cesetleri İnebolu kıyılarına vurur ve Peker asker cenazelerini törenle defneder. Her cenaze töreninde bir manga askere saygı atışı yaptırır. Bir Alman uçağı arızalanır, kıyıya zorulu iniş yapar 3 Alman askerini ağırlar. Onları Ankara’ya teslim eder. Bir Sovyet Gambot’u kıyıla vurur. 20 kadar Sovyet askerini dört ay boyunca ağırlar. Onları yedirir, içirir bakımını sağlar... Hatta birlikte kafa çekerler. Ruslar Rakı’ya “esanslı Türk Votkası” demekte ve çok sevmektedirler...

Sonunda Gambot’un iskeleti kalır. Sovyet askerleri de savaşın sonunda korka korka Stalin’in ülkesine dönerler...
  
Böyle bir hayatı var Peker’in... 1951’de emekli olur ama boş durmaz Bir Beşiktaşlı olarak Fulya’daki Beşiktaş Tesislerinin yapımında, Ihlamur Parkı’nın oluşmasında O’nun katkıları bulunuyor... 1987 yılında ölene kadar okullarda konferans verir. Gençlere yaşadıklarını aktarır.
   
SİZ KAHRAMAN MI ARIYORSUNUZ?
  
İşte size sıradışı bir hayat... Filmlere, dizilere konu ve kahraman mı arıyorsunuz? Bir cezaevi firarisinin hayatı roman olur, film olur, dünya okur. “Kelebek” gibi dünyayı dolaşır.

Alın size bir kahraman, inanılmaz bir hayat, muhteşem bir öykü. Film yapın, televizyonlara “Pembe” değil “Gerçek” dizi yapın. Böylesine bir hayatı öğrenin ve öğretin...

Cengiz Erdil

erdilcengiz@gmail.com

 

Yazarın sitede yer alan tüm yazıları


Yorumlar

Bu Yazıya Yorum Eklenmemiştir. İlk yorum yazan siz olun