Ana Sayfa | İletişim
cam ekran haber portalı

Albümdeki balıklar

Albümdeki balıklar

ALBÜMDEKİ BALIKLAR

Mercan, sinagrit, hani, lipsos, dülger, minekop, yupes, skorpit, strangilo, ispindek... Bu balıklar artık Marmara Denizi’nde tek tük çıkıyor. Çoğu albümlerde kaldı. Yeni Sabah Gazetesi’nin 1940’lı yıllardaki sahibi Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu’nun 1954 yılında kaleme aldığı bir yazıya bakalım şimdi. Saraçoğlu, başta saydığım balıkları sıralıyor ve yazısına şöyle devam ediyor; ''Bu isimleri sizleri şaşırtmak için herhangi bir balıkçı kitabından mahsus çıkarıp sunduğumu sanmayın. Geçen sene Büyükada Çarşısı’nda bir balıkçı dükkanının göze görünür bir yerinde asılı duran fiyat listesinden kopya etmiştim. Yani bunlar harcı-alem balıklarımızdır.''
 
İstanbul tarihi konusunda eserleri olan Saraçoğlu’nun “Eski İstanbul Hatıraları” adlı kitabından aktardım bu satırları. Saraçoğlu şöyle yazmış; “Bunlara bir de ıstakoz, yengeç, pavurya, karides, istiridye, tarak gibi kabuklu deniz mahlukları da katılacak olursa İstanbullunun neden dolayı hala zayıflıktan, kaburga kemikleri çıkmış sığır veya koyun etine iltifatta devam ettiğini ve o canım balıklarımıza rağbetsizlik ve iltifatsızlığın sebebini kavramak büsbütün güçleşir.”
 
Saraçoğlu, 55 yıl önce bize öyle bir manzara çiziyor ki, iki denizin kucakladığı İstanbul, bir deniz ürünleri cennetidir ve İstanbullu bu cennetin farkında değildir. Çoğu İstanbullu koyun,kuzu etini balığa tercih etmektedir. İstanbullu yaşanan bu berekette bile sırtını denize dönmüştür.

Ve yıl 2009... Cennet, cehenneme döndü.

Balıkçı tezgahlarında, 40 çeşit balığın çoğu yok. Tek tük avlananı da ateş pahası. Balıkların göç yolu üzerinde olan İstanbul’da, balık çiftliklerinde üretilen çipura ve levrek, ucuz deniz ürünü olarak halka satılıyor..
 
BALIK NEDEN BİTTİ?

Öncelikle İstanbul aşırı büyüdü. Büyüklük denizleri vurdu. Bir iç deniz sayılan Marmara Denizi, çevresindeki yapılaşma ve sanayileşmeyi kaldıramadı. Marmara özellikle 60’lı yıllardan sonra lağım çukuru haline geldi.
   
Dip balıkları yönünden zengin olan Marmara, eski balıkçıların deyimiyle bir akvaryumdu. Balık burada yuvalanır, ürer, mevsimi geldiğinde Karadeniz ve Ege’nin yolunu tutardı. Sanayi ve kent atıklarıyla balıklar yuvalarında öldürüldü.
 
İstanbul’da sayıları hızla artan Otel ve lüks lokantaların balık ihtiyacı ve balık ihracatı, balıkçılığı dev bir endüstri haline getirdi. Yıllar önce İstanbul Dalyanlarına takılan orkinos için sürek avları düzenlendi. Japon firmaları Kumkapı Balıkhali’ni bir dönem adeta orkinos mezbahasına çevirdi.
 
Dünya balıkçılığında yasaklanan bazı teknik gelişmeler bizde normal karşılandı. Babadan oğula balıkçılık tarihe karıştı. Parası olan Sürmene’de dev sac tekneler yaptırdı. Gırgır ağlarının boyları büyüdü, tekneler balık sürülerini hemen belirleyen sonar cihazlarıyla donatıldı. Açık deniz avcılığı yapabilecek teknelerle kıyı balıkçılığı yapıldı. Yani okyanusa açılabilecek tekneler minareyi kaybetmedi.
     
Balıkçı en büyük kötülüğü kendine yaptı. Trolün yasak olduğu Marmara bir tarla gibi sürüldü, dibi altüst oldu. Karadeniz’de aşırı hamsi avlandı. Avlanan deniz ürünlerini çoğu balık unu ve yağı fabrikalarında yeme dönüştü.
 
Türkiye’de neredeyse 30 yıldır büyük balıkçı tekneleriyle avlanma yasağı uygulanıyor. Her yıl 1 Nisan-1 Eylül tarihleri arasında uygulanan yasağın başı, bazen 15 gün şaşıyor ama genelde yaz aylarında Karadeniz, Ege ve Marmara’da gırgır ağlarıyla balık avı yasak. Ancak yasağın çare olmadığı görülüyor. Avlanan balık miktarı her geçen yıl düşüyor. Hamsi ve Palamut bizim denizlerimizde en çok avlanan balık türleri. Hamsi tek başına avlanan balığın neredeyse yüzde 80’nini oluşturuyor.

Son beş yılda avlanan hamsi miktarı yılda 100 bin tonu geçmiyor. Oysa 25 yıl önce bu rakam 300 bin ton dolayındaydı.
   
ÇARE NE?

Türkiye’nin yasakların yanında artık “kota” uygulamasına geçmesi gerekiyor. Bilim adamları, büyük balıkçı teknelerinin sayısının azaltılmasını ve avlanan balığa kota getirilmesini öneriyorlar.
 
Şimdi balıkçılar Kasım ayının ortalarına kadar palamut avlayacaklar. Daha sonra Karadeniz’de hamsi sezonu başlayacak. İstanbul Boğazı’na ise lüfer gelebilirse gelecek. Gelebilirse diyoruz çünkü daha yavru iken bu balık türü katledilecek, lüfer olamadan öldürülecek. Özellikle Karadeniz’de yine çinakop katliamı yaşanacak.
  
“Çinakopu öldürmeyin, lüfer de olabilsin” diyoruz efendim...
 
AVLANAN, AVLATAN VE ANLATAN CAHİL OLURSA
 
Show TV Ana Haber bülteni’nde, Bodrum’da açık deniz balıkçılığı için turizm turları düzenlendiği, bu turlara ilginin büyük olduğu şeklinde bir haber yayınlandı.
Gökova Körfezi’nde dip balıkları için oltalar sarkıtılıyor. İri yemlerle büyük balık tutmanın keyfi çıkarılıyordu. Daha doğrusu keyif çıkaran sadece oltaya sıkı sıkıya sarılan yerli ve yabancı turistlerdi. Üstelik dip bulunamayınca elektrikli olta ile 500-700 metre derinliğe kadar iniliyordu. Oysa dünyanın pek çok yerinde bu tür oltalar yasak. Ayrıca elektrikle sarılabilen oltalarla kişisel bir keyif nasıl alınır? Şaşırıyor insan... (Gökova izlenimlerinde 10 kilogramlık orkinos yavrusunu  vurup, büyük balık vurdum diyerek fotoğraf çektiren baba parası yiyen zibidileri yazmıştım) 
Balık avının güzelliği işin zahmeti ve çilesidir. Ekip ruhudur. Lütfen bu tür haberler yaparken dikkat edelim. Kaş yapayım derken göz çıkarmayalım...
 

Cengiz Erdil

erdilcengiz@gmail.com

Yazarın sitede yer alan tüm yazıları


Yorumlar

Münir Kuşcu / (08.09.2009 10:37:35)

Cengiz Bey, Ben Samatyalıyım.Bütün coçukluk ve gençliğim orada geçti. Marmarada kırlangıç çıkar,kılıç çıkar tezgahlarda boy boy arz-ı endam ederlerdi.Çiroz mevsiminde Kumkapı.Yenikapı,Samatya sahilleri çiroz kurutma sehpaları ile dolu olurdu.Tabi İstanbun diğer sahilleride böyle idi.Sahi bu balıklar ne oldu? Koca Marmarayı bitirdik,sahiller çöplük oldu,balık kalmadi. Ne acı. Saygılar