Son Yazıları : | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi | Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri |
Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı
TÜRKİYE ÜZERİNE YAZAN İLK AMERİKALI
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Yayıncılık, önemli bir eseri yayın hayatımıza kazandırdı. Tarih dizisinin ilk kitabı bu. “1831-1832 Türkiyesi’nden Görünümler”adlı günlükde, Amerikalı Doğa Bilimci James Ellswort De Kay, İstanbul ve İzmir izlenimlerini anlatıyor.
De Kay, kitabını yayınlandığı zaman Batı’da o tarihlerde hayli yaygın olan Helenofillerden çok tepki almıştı. Çünkü De Kay, Türkler hakkında yansız bir tutum izlemiş, o dönemde Türklere karşı varolan önyargılardan uzak bir eser ortaya koymuştu.
Türkiye’de kaldığı bir yılın büyük bölümünü İstanbul’da geçiren yazar, kenti sokak sokak dolaşmış, paşaların, ağaların konaklarına girmiş ve Amerika Birleşik Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında yapılan ilk ticari anlaşmaya tanık olmuştu.
Yazarın uzun süren bir deniz yolculuğundan sonra İstanbul’a gelişinin asıl nedeni ise Kolera ve Veba hastalığıyla ilgili incelemeleriydi. De Kay, Türklerin uyguladığı tedavi yöntemleri ve karantinalarla Avrupa’yı yüzyıllarca kasıp kavuran bulaşıcı hastalıklara daha iyi mücadele ettiğini savunuyor. De Kay, İstanbul’un temiz havasının hastalıkları uzun süre barındırmadığını yazıyor.
De Kay, bir yıl kaldığı İstanbul’a aşık olur. Şöyle ifade eder duygularını: ''İklimi gayet güzeldir ve Dünyada buradan daha sağlıklı bir yer olabileceğini düşünmüyorum. İki denizin arasında yerleşmiştir. Yazın Karadeniz’den gelen serin esintiler, Güney rüzgarlarının boğucu etkisini hafifletirken, kışın sert soğuk ve şiddetli Kuzey rüzgarları, Marmara ve Ege Denizi’nden gelen ılık esintilerle etkisiz hale gelir.''
(De Kay, 178 yıl önce böyle yazmış. O’nun döneminde İstanbul sokakları denize doğru inerdi, şimdi denize paralel sokaklar ve yükselen binalar, o rüzgarları etkisiz hale getirdi tabii)
DOĞA BİLİMCİ AMA...
De Kay, İstanbul’u gezerken tuttuğu notlarında siyasi değerlendirmeler de yapıyor. Osmanlı Devleti’nin Yahudileri İspanya’nın zulmunden kurtardığını anlatıyor. Ermenileri Türklere en çok benzeyen azınlık olarak tanımlıyor. Ermenilerin Avrupa ülkeleri lehine çalıştığını, Rumların da yeni bağımsızlığını kazanan Yunanistan’a kalben bağlı olduklarını yazıyor.
Haçlı seferlerine lanet yağdırıyor ve bu savaşların Anadolu’da asla unutulmadığını kayda düşüyor De Kay: “işledikleri suçlarla nam salmış, zalim bir hırsa sahip kötü ve kana susamış bir guruhun istilası” olarak tanımlıyor Haçlı Seferlerini ve ekliyor.
“Eğer eski Avrupalılar hoşgörülü olsaydı Dünya, bu müşfik, temiz ve erdemli insanlara atılan iğrenç iftiralara tanık olmazdı”
De Kay, Türklerin hayvanlara sevgisinden de çok etkilenmiş. İstanbul’un sokaklarında kedi ve köpeklerin mahalle halkı tarafından beslendiğini uzun uzun anlatıyor. Türklerin kuşları da bereketin simgesi olarak gördüğünü belirtiyor.
“Aşırı merhamet hissiyle alay eden en önyargılı Avrupalı bile Leyleklerin Türkleri Rumlardan ve Yahudilerden ayırt edebileceğini kabul edecektir. Çünkü Leylekler yuvalarını hiçbir tereddüt göstermeden Türklere ait evlerin üzerine kurar ve diğerlerinin evlerinden ihtiyatla uzaklaşır”
UNUTTUĞUMUZ ATASÖZLERİ
De Kay, İstanbul’da bir yıl boyunca boş durmamış. Sürekli notlar almış. Hatta sokakta konuşulan Türkçeyi bile incelemiş. Hoşuna giden bazı atasözlerini derlemiş. İşte bugün unuttuğumuz atasözlerinden bir demet...
Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
Rahat yaşam için kör, sağır ve dilsiz olmak gerekir.
Aptalın kalbi dilindedir, Akıllı adam dilini kalbinde saklar.
Ağlatan her olayı, güldüren bir başkası izler.
Düşmanın bir karınca bile olsa, filmiş gibi düşün.
Kör bir adamı ziyaret edersen, gözlerini yum.
De Kay’ı İstanbul’a getiren gemide ilk Amerikalı diplomatlar da vardır. Ama Genç Amerikan Cumhuriyeti ile Osmanlı ilişkileri daha önceden başlamıştır. Ancak ortada tanımanın dışında bir anlaşma yoktur. İlk ticari anlaşmaya De kay da tanık olur.
Şöyle diyor De kay, “Türkiye ile anlaşma imzalamak bütün ülkeler için çok zordur”.
Amerika Birleşik Devletleri’nin o tarihlerde Karadeniz ve Akdeniz’e açılması için Osmanlı Devleti ile anlaşmasının zorunlu olduğunu anlatan yazar, pazarlıkların günleri, haftaları geride bıraktığını aylar sürdüğünü not ediyor.
De kay, görüşmeleri şu sözlerle özetlemiş: ''Bu görüşmelerin, görüşmeleri engellemek için yapılan entrikaların, başvurulan hilelerin, yapılan komplo ve karşı komploların gizli tarihi, gerçek bir hikayeden ziyade bir macera romanı havası veriyor.”
O’na göre, komplo Avrupa ve Rusya kaynaklı. Komploların piyonları da Rum ve Ermeni tercümanlar...
“TÜRKLER RİSK ALMAZ”
De Kay’a göre, Türkler zor karar veriyor ve riske girmeyi sevmiyor. Türklerin bu tutumu aslında Doğulu anlayışından kaynaklanıyor. Romalıların ünlü sözünü hatırlatıyor De Kay:
“Yavaşca acele et”…
Saray bürokrasisini yavaş çalışmakla suçluyor ve şöyle yazıyor: “Hükümet çarkı yavaş döner ve bazen tamamen durmuş gibi görünür.”
De Kay bir doğa bilimci ama Amerika’nın siyasi bir temsilcisi gibi... “Bir yabancı için Türklerin en acil meseleleri nasıl hallettiğini, daha doğrusu nasıl tartıştığını görmekten daha eğlenceli bir şey olamaz.”
Konunun önce incelendiğini “Maşalah”, “Allah Büyüktür” sözleriyle noklandığını söylüyor. Bir sonraki görüşmede konunun tekrar müzakere edildiğini bu kez “İhşallah” ile bitirildiğini, daha sonraki görüşmede ise konunun “Allah Kerimdir” ile bir üste havale edildiğini anlatılıyor.
Amerikalı Doğa bilimci De Kay anlaşılıyor ki sadece havaya, denize, kuşlara, balıklara bakmamış. Şu sözleri çok çarpıcı De Kay’in:
“Türkiye’nin bağımsız bir ülke olması bizi oldukça alakadar ediyor, lakin endişelerimizi gizlememiz de mümkün değil. Her ne kadar Avrupa ülkeleri arasındaki menfaat çatışması kendisini ayakta tutsa da Rusya’nın muazzam gücüyle yerle bir olacağı günler uzak değildir. ''Maşallah'', “ihşallah”, “Bakalım” sözcükleri akibeti kesinlikle hızlandıracak ve hatta davet edecektir.”
ŞU BODRUMUN HALLERİ…
Bodrum’dan bir arkadaşım aradı… Yarımada’da 11 belediye bulunmasının ve yerel yönetimin bu kadar fazla bölünmesinin ciddi sorunlar doğurduğu söyledi. Bir yarısı bir belde belediyesi, diğer yarısı başka bir belde belediyesinin sınırları içinde kalan konutlar, arsalar varmış.
Rant hesapları yüzünden geçmişte yeni yeni belediyeler yaratıldığını, Bodrum Yarımadası’nda içinden çıkılmaz sorunlar yaşandığını belirtiyor.
Bodrum Belediye Başkanı da bundan şikayetçi. Hatta hükümet de bu yörelerde fazla belediye olduğunu kabul ediyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yaz başında Bodrum’da bu konuya değinmiş. Ama siyasi bir hesaplaşma olarak görülmesinden endişe duyduğunu da ifade etmiş.
İşin doğrusunu bir kent uzmanına sordum. Şu yanıtı aldım:
“Sadece Bodrum’da değil. Pek çok belde belediyeleri ciddi sorunlar yaratıyor. Özellikle Ege ve Marmara’da Köy muhtarları, belediyeler doğal ortamının bozulmasına çirkin ve düzensiz yapılaşmaya yol açtılar. Yıllarca politik hesaplar yüzünden kimse sesini çıkarmadı. Olan kıyılara oldu. Ciddi bir planlama şart. Çok belediye demokrasiymiş gibi görünüyor ama işin rengi öyle değil. Türkiye zengin bir ülke değil. Kaynak israfı var. Ayrıca, bazı belediyeler inanılmaz yerlere yapı ruhsatı vererek hukuki sorunlara yol açıyorlar. Bazı belde başkanları davalı. İçlerinde cezaevinde yatan bile bulunuyor.”
Peki Bodrum’de yerel yönetim kargaşası nasıl çözülür? Sorusuna yanıt ise şöyle:
“Bodrum Belediyesini yarımadanın sorumlusu yaparsın olur biter... hem kaynaklar hem insangücü birleştiğinde sorunlar da çözülmeye başlar. Tabii denetim ve eğitim şart.”
Cengiz Erdil
erdilcengiz@gmail.com
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009



































