Son Yazıları : | Büyükada’da bir at öldü | Bir “Issız ada” denemesi | Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri |
''Boğaziçi'ndeki Almanya''
Bu manşet bir kitabın adı… Kitabı Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu hazırladı. Kitap, Almanya’nın Taksim ve Tarabya’da artık “Müze Yapı” olarak tanımlayabileceğimiz sefaret binalarının tarihçesinden yola çıkılarak hazırlandı.
İstanbul’daki üç yıllık görev süresini tamamlayan Başkonsolos Mattias Von Kummer, giderayak önemli bir işe imza attı ve “Boğaziçi’ndeki Almanya” adlı eseri hazırlattı. Kummer, “Türkiye Almanya ilişkileri bir buçuk asırı geçti. İki ülkenin sıkı bağları, dostluğu, işbirliği bir kitaba sığmaz” diyor ve ekliyor:
"Önce askeri alanda başlayan işbirliği teknik işbirliğine dönüştü. Demiryolları yapımında Alman firmalarının mühendislerinin önemli katkısı oldu. Osmanlı dönemindeki sıkı ilişkiler Cumhuriyet döneminde artarak devam etti. Şimdi bizi birbirimize daha sıkı bağlayan Almanya’daki Türk nüfus var.”
Kitaba gelince eser 16 Türk ve Alman araştırmacının makalelerinden oluşuyor. Önemli bir başvuru kaynağı olan eserde araştırmacıların iki ülke ilişkilerinde diplomasi ve kent tarihi, günlük hayat, tarihte askeri işbirliği ve sosyal tarih açısından değerlendirmeleri yeralıyor.
Bu kitaptan yola çıkarak ATV-Avrupa’da yayınacak bir belgeselin hazırlığına başladığımda Almanya’nın Boğaziçi’ndeki izleriyle ilgili ilginç mekanlara ve çarpıcı bilgilerle karşılaştım.
1871 yılında birliğini sağlayan Almanya o tarihten sonra artık bir imparatorluktu. Sıra Doğu’ya açılmaya gelmişti. Doğu’nun kapısı ise İstanbul’du. Osmanlı İmparatorluğu çöküş dönemindeydi. Avrupa “Hasta Adam” olarak nitelendiriyordu Osmanlıyı. Ancak Asya, Afrika ve Balkanlar’daki gücüyle hala ayaktaydı. Doğu’nun haşmet ve asaletini temsil ediyordu. Ve genç Alman İmpatorluğu dünyadaki ilk sefaret binasını İstanbul’da açmaya karar verdi. Yani Almanya dünyaya İstanbul’dan açılacaktı.
Almanlara göre, İstanbul Doğu ile Batı’yı birleştiren dünya merkeziydi.
İstanbul’daki temsilcilik için yer arayan Alman mimar Göbels’di. Göbels, o tarihlerde Taksim Tepesi’nde boş bir alan buldu ama çevresi mezarlarla doluydu. Göbels kentin Taksim tarafında doğru büyüyeceğini öngörmüştü. Öngörüsünde ne kadar haklı olduğu da sonraki yıllarda ortaya çıktı. Göbels, sonunda Osmanlıları ikna etti. 10 bin metrerake alan, dönemin Alman para birimiyle 95 bin Talet’e satın alındı. Ama Osmanlılar bir şart koşmuşlardı...
ALMANLAR OSMANLI MEZARINA NASIL SAHİP ÇIKTI
Osmanlıların şartı buradaki Silahtar Ali Ağa’nın mezarının korunmasıydı. Silahtar Ali Ağa ve ailesinden bazı fertlerin mezarı buradaydı. Almanlar önce mezarlığın çevresini temizlediler, korumaya aldılar. Günümüzde bu mezar en iyi korunan Osmanlı mezarları arasında yeralıyor. Şimdi atalarımız, Almanya Başkonsolosluğu’nun bahçesinde yatıyor. Sefaret Sarayı’nın yapımına 1874 yılında başlandı. Ancak işin cefasını çeken Göbels, sefasını göremeden temel kazısından dört ay sonra öldü. Bundan sonra sarayın inşaatını Mimar Kortüm sürdürecekti. Sonunda dört katlı yapı açıldı. Artık Almanlar, İstanbul’a tepeden bakan kentin en yüksek yapısına sahipti. Bina bugüne kadar çok sayıda onarım geçirdi. En büyük onarım 1989 yılında yapıldı. Bu onarımdan sonra yapıda kullanılan ilk kapı kolu şimdi sefaret sarayı girişinde sergileniyor. Çok değerli tabloların bulunduğu Sefaret Sarayı’nda biz hem gururlandıran hem de hüzünlendiren bir eser var.
OSMAN HAMDİ BEY’İN ÜNLÜ ESERİ ALMANLARIN ELİNDE
Osman Hamdi Bey’in 1904 yılında yaptığı tuval üzerine yağlıboya tablo, Başkonsolosluğu’nun üçüncü katında yeralıyor. Berlin Devlet Müzesi Başkonsolosluğa geçici olarak vermiş. İlgililere göre, 2012 yılına kadar İstanbul’da kalacak. Sonra Berlin yolcusu...
Osman Hamdi Bey “Ab-ı Hayat Çeşmesi” adlı eserinde kendisini kitap okurken betimlemiş yani üstad kendi resmini yapmış. Bir duvarı adeta kaplayan tablo Çinili Köşk’te yapılmış. Tablosunu burada resmettiği yazıyla, Nakşibendi tarikatının kurucusu Muhammed Bahauddin’e ithaf etmiş. “Kaplumbağa Terbiyecisi” adlı eseri, rekor fiyatla Suna-İnan Kıraç Müzesi tarafından alınan ve bu rekor hala kırılamayan Osman Ham Bey’in bu tablosunun, Almanlara sanatçının yaşadığı yıllarda ya hediye edildiği ya da küçük bir meblağla satıldığı sanılıyor.
Boğaziçi’ndeki Almanya izleri bizi şaşırtmaya devam ediyor…
TARABYA ALMAN KORUMASINDA
Tarabya’daki yazlık Alman Rezidansı’nın bulunduğu arazi Sultan İkinci Abdülhamit tarafından Almanya’ya hediye edilmiş. 18 hektarı bulan arazide sadece dört yapı var diğer her yer ağaç ve çiceklerle kaplı. Sultan Abdülhamit araziyi hediye ederken sanki gelecekte İstanbul’un başına gelecekleri görmüş gibi, “Burayı size veriyorum ama koruyu koruyacaksınız, bir tane bile ağaç kesmeyeceksiniz” demiş. Almanlar söz vermişler. Bugün Boğaziçi’nde parmakla gösterilecek ender mekanlardan… İstanbul’un en büyük çicek serası burada. Bakımı yapılan asırlık ağaçların yanı sıra gül bahçeleri insana huzur veriyor.
BOĞAZA NAZIR MEZARLIK..
Tarabya’da boğaza hakim tepede Çanakkale Savaşı’nda ölen 687 Alman askerinin mezarı yer alıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında dönemin Sovyetler Birliği donanması ile deniz savaşlarında karşı karşıya gelen ve hayatı kaybeden bazı Alman askerlerinin de mezarı burada...
Tarabya Rezidansı’nın idari sorumlusu Uğur Teksoy’a, “Bu mezarlar sembolik mi?” diye sordum. “Hayır, asla” dedi. Teksoy, tüm mezarlardaki askerlerin kemiklere varıncaya kadar kayıt altında tutulduğunu, mezarlığın Alman uzmanlarca itinayla hazırlandığını söyledi. Darısı bizim Çanakkale Şehitliği’nin başına diyelim. Almanya’nın Boğaziçi’ndeki izlerinden notlarım böyle… Ne demişler Alman disiplini, Alman çalışkanlığı... Ben müzelik yapıları gezerken Almanların bu özelliklerinin izlerini de buldum.
Cengiz Erdil
Yazarın sitede yer alan tüm yazıları
- Büyükada’da bir at öldü 05.09.2010
- Bir “Issız ada” denemesi 29.08.2010
- Çilesi bitmeyen halk: Ahıska Türkleri 23.08.2010
- İstanbul'da deprem olacak 15.08.2010
- Tuzla tersaneleri kalıcı mı gidici mi? 06.08.2010
- İstanbul Meydanları 03.08.2010
- Güllük Körfezi'nden notlar...(Balık çiftlikleri, yabancıya konut ve organik ürünler üzerine) 27.07.2010
- Darüşşafaka'nın tarihi binası kent müzesi olmalı 20.07.2010
- Öğrenci ödevleri 15.07.2010
- İstanbul bir gün, "çaat diye çatlayacak!" 10.07.2010
- Petrol imparatorları Boğazları ne kadar önemsiyor? 02.07.2010
- Kültür başkentinde havadan görüntüler 26.06.2010
- Yazıklar olsun! 20.06.2010
- Soysuz bir kenti soylulaştırmak! 13.06.2010
- Türkiye'deki Avrupalı göçmenler 11.06.2010
- İstanbul'un iki köyü: Garipçe ve Poyraz... 08.06.2010
- Geleceğin kentleri 05.06.2010
- Kara Afrika'daki kara Türkler 04.06.2010
- Yüzyılın golünü yediniz..“Geçmiş Olsun” 31.05.2010
- DİREN-İŞÇİ… 28.05.2010
- Bir ortak akıl: "Küresel İlkeler Sözleşmesi" 24.05.2010
- Bir Anadolu efsanesi: "Şenol Güneş" 20.05.2010
- Marmara Denizi ağlıyor 12.05.2010
- Kültür Başkenti İstanbul'da Japonya yılı 08.05.2010
- Topkapı Sarayı'nda bir Pazar günü 05.05.2010
- Bu alan 1 Mayıs alanı 02.05.2010
- Türkiye'nin seri katilleri de sınıfta kalıyor! 29.04.2010
- Lüfer için imza kampanyası varmış 22.04.2010
- Saraybosna geleceğini arıyor 15.04.2010
- Bir yazılım ustası: Ali Murat Erkorkmaz 08.04.2010
- KKTC'de yatırım yapmak 03.04.2010
- İstanbul mutfağı 26.03.2010
- Gergin toplum hastalığı: "Kutuplaşma" 20.03.2010
- İkinci Abdülhamit'in fotoğraf albümleri 14.03.2010
- Motosiklet Tutkusu 02.03.2010
- Dedeman ödüllerine farklı bir bakış... 27.02.2010
- Denizleri sevmekle başladı herşey 23.02.2010
- Eğlence sektörü nereye koşuyor? 18.02.2010
- Yıldız Sarayı'nda bir "yıldız" (IRCICA Kütüphanesi) 13.02.2010
- Kazananlar bu Tivi'yi izliyor ya kaybedenler! 06.02.2010
- Türk döneri Amerikan hamburgerine karşı 30.01.2010
- "Üçüncü göz": kameramanlar 23.01.2010
- Sessiz ve derinden, bir "Sedat Abayoğlu" Öyküsü 16.01.2010
- Kültür Başkenti'nin çocukları uyuyor..."Uyandırın" 06.01.2010
- Tüp bebek uygulamasında erkek tarafı 31.12.2009
- Turizmcilerle Kastamonu yollarında.... 21.12.2009
- Karadeniz'de betondan vadiler 07.12.2009
- Salına salına gelen karbon, salına salına gider mi? 26.11.2009
- İki anıt: Halil İnalcık ve Burhan Doğançay 18.11.2009
- Bir Kültür Fotoğrafçısı 13.11.2009
- Gökova Körfezi'nde Orkinos Sürülerinin Peşinde 03.11.2009
- At, Ok-Yay ve Sivas 24.10.2009
- Anuga'ya Türkiye damgası 16.10.2009
- Bu nasıl bir hayat? 12.10.2009
- Didim-Bodrum arası 04.10.2009
- Kitap okuma oranı neden düşük? 27.09.2009
- Sıradan bir bayram yazısı (''Ekip'' üzerine aforizmalar) 18.09.2009
- İstanbul'u sel aldı 11.09.2009
- Albümdeki balıklar 04.09.2009
- İstanbul'da boş yer çok! 29.08.2009
- Türkiye üzerine yazan ilk Amerikalı 22.08.2009
- İşsiz tiryakinin çeşitli kampanyalar eşliğinde İstanbul turu 13.08.2009
- Güllük Körfezi'nde neler oluyor? 07.08.2009
- ''G'' Noktası ve daha ilerisi 30.07.2009
- Gökova İzlenimleri -2- 26.07.2009
- Gökova İzlenimleri -1- 19.07.2009
- ''Boğaziçi'ndeki Almanya'' 15.07.2009
- Bir Portre: ''Necmettin Bitlis'' 13.07.2009
- Dolmuş kuyruğunda 10.07.2009
- Boğaz'ın köprülü öyküsü 05.07.2009
- Derin erkek sessizliği 01.07.2009
- UNESCO Türkiye'den ne istiyor ? 28.06.2009
- Anadolu Yakası'nın da nurtopu gibi bir Gökkafes'i oldu ! 23.06.2009
- İstanbul Boğazı üzerine 17.06.2009
- İstanbul'dan bir yol izlenimi 12.06.2009
- Kıbrıs izlenimleri 08.06.2009
Yorumlar
Sitenizi ve yazılarınızı yakından takip ediyorum. Atv-Avrupa için yaptığınız programın atv Türkiye kanalında da gösterilmesini dilerim. saygılar ve başarılı çalışmalar dilerim. M.Kuşcu



































